Son metin
İSLAM’A GÖRE EŞ SEÇİMİ: Eş Seçimindeki Kıstaslar -3-
Tarih : 2012 Jan 27


Beş- Beden ve Ruh Sağlığı
 
 
         Beden ve ruh sağlığı, ortak bir yaşamda mutlu ve başarılı olmak için çok önemli bir konuma sahiptir. Bedensel ve ruhsal hastalıkların bazıları çok da önemli değildir. Ailesel sorumlulukları yerine getirmeye engel olmamaktadır. Yaşama ağır darbeler indirmemektedir. Bunlara tahammül etmek, hatta tedaviyle ortadan kaldırmak da mümkündür.
 
 
         Ancak eş seçimi konusunda göz önünde bulundurulması gereken şey; bir ömür boyunca hasta olan kişiden ayrılmayan, karşı tarafın tahammül etmesi çok zor olan ve özür sahibi kişinin görevini yerine getirmesine engel olan aynı zamanda tedavi edilmesi de mümkün olmayan bedensel ve ruhsal hastalıklar, özürler ve bozukluklardır.
 
 
         Kişi, eşiyle iyi geçinebilmesi için onu sevmek zorundadır. Ancak bazı eksiklikler, sevgiye engel olmaktadır. Bu konuya dikkat etmemek, duygusal davranmak ve akıllıca hareket etmemek yaşamlarına ağır darbeler vurabilir.
 
 

Lütfen Şu Üzücü Örneğe İlgi Gösteriniz:
 
 
         “Hadi” sağlıklı ve neşeli bir genç idi. Bedensel özürlü bir genç kızla evlendi. Evlenmeden önce, bedensel özürlü olduğundan haberdardı. Ancak duygusal davranmıştı. Öteki yönlerini hiç değerlendirmemişti. Hayırlı bir iş yapmak istediğinden ve acıma duygularından dolayı kızla evlenmeyi kabul etmişti.
Bir süre sonra, erkek tarafından bahaneler ortaya atılmaya başlanmıştı.
 
 
         Kızın bedensel özrü, rahatça cinsel ilişki kurmalarını önleyecek orandaydı.
Hadi, neden rahatsız olduğunu açık bir şekilde söylemekten utanıyordu. Dolayısıyla, başka bahaneler öne sürüyordu. Tartışmalar ve kavgalar büyümeye başlamıştı. Bu tartışmalar ve kavgalar; bir taraftan kadının bedensel özürlü olmasından dolayı aşağılık kompleksine kapılmasına, öte taraftan da ruhsal ve sinirsel rahatsızlıklara yakalanmasına neden olmuştu. Bundan dolayı günden güne sorunlar artmaya başlamıştı.
 
 
         Hadi, ailesel sorunlarını elinizdeki kitabın yazarına anlatmaya başlamıştı. Sorunlarının asıl nedenini, eşinin ruhsal ve sinirsel rahatsızlıkları olarak gösteriyordu. Onları da hastalık unvanıyla değil, eşinin eksiklikleri olarak beyan ediyordu! Ama ben, asıl sorunun ne olduğunu çok iyi biliyordum…
 
 
         Psikolog doktorun tedavisi uygulanmıştı. Ancak sorunlar aynı şekilde sürüyordu. Nihayet Hadi’nin gücü tükenmişti. Artık o şekilde yaşamaya ve sürdürmeye tahammül edemedi… Ve başka bir kadınla evlendi.
 
 
         Bu satırları yazdığım günlerde, bedensel özürlü olan zavallı kadın, eski kocasından boşanmaksızın ve yeni ortak bir yaşama da başlamaksızın, babasının evinde yaşamaktaydı.
 
 
         İslam dini, bazı hastalarla evlenmeyi yasaklamıştır. Örnek olarak; cüzam, delilik, çopur v.b. benzer hastalıklarına yakalananlara ilave olarak; eşinin mutsuzluğuna ve neslin yok olmasına neden olan hastalar, evlenilmesi yasaklanan kimselerdir.
 
 

Soru ve Cevap
 
 
         Soru: Öyleyse, özürlüler ve hastalar ne yapmalıdırlar? Yoksa hiçbir zaman evlenmemeli midirler?
 
 
         Cevap: Bu faslın sonunda, aynı zamanda altıncı fasılda da açıklanacak olan
 
         “Fedakârca Yapılan Evlilikler” konusu içinde, bu soruya cevap vereceğiz. Allah izin verirse.
 
 
 
Altı- Güzellik
 
 
         Güzellik, bir üstünlüktür. Ailesel bir yaşamın mutlu ve tatlı olması konularında birçok etkisi bulunmaktadır. Eş ve yardımcı unvanıyla mutlu bir aile ortamı kurmak isteyen ve ömürlerinin sonuna kadar samimiyetle ve sevgiyle birlikte yaşamak isteyen iki insan; birbirlerini her yönden sevmeleri gerekmektedirler. Boy post ve görüntü olarak da birbirlerinden hoşlanmak zorundadırlar.
 
 
         Güzelliğin, bireyleri üzerinde ölçüp değerlendirecek standart bir yasası ve kanunu yoktur. Dolayısıyla insanların zevkine bağlı bir konudur. Hatta bir kişi, bir kimsenin görüşüne göre güzel olabilir. Ancak başka bir kimseye göre de çirkin olabilir. Leyla ve Mecnun konusunda şöyle anlatılmaktadır:
 
 
         Leyla, başkalarına göre çirkin bir kız idi. Ancak Mecnun’a göre çok güzel idi. Dolayısıyla güzellik, orantısal bir özelliktir. Süper (yani, bütün insanların beğenmiş) olması da gerekmemektedir. Ancak önemli olan konu; iki eşin birbirlerini beğenmeleri, birbirlerinden hoşlanmaları ve birbirlerini istemeleridir.
Eğer bir insan, eşinin boyunu postunu ve görüntüsünü beğenmezse aynı zamanda da sevmezse; istemeyerek olsa da ona eziyet etmesi, bahane üretmesi, her şeyini eleştirmesi ve yaşamı ona zehir etmesi mümkündür.
 
 
         Eşin güzel olması; namusun ve imanın korunarak güçlendirilmesi konularında birçok etkisi bulunmaktadır. Eğer bir kişi, eşinin güzelliğinden hoşnut olursa; insanlık duygularını yitirmiş olması ve imandan (namustan) nasipsiz kalmış olması hariç gözü, kulağı ve fikri başkalarına yönelmeyecektir. Yabancı güzeller için hasret çekmeyecektir. Yabancı güzellerin peşine düşmeyecektir. Eşine (ister erkek olsun ister kadın olsun) ihanet etmeyecektir.
 
 
         İslam dininde bu konu üzerinde ısrarla durulmuştur. Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:
 
 
         Biriniz evlenmek istediğiniz zaman, eşin yüz güzelliği konusunda araştırma yaptığınız gibi saçları hakkında da soruşturma yapınız. Çünkü saç, güzelliklerden biridir. (İnsanın güzel olması konusunda çok önemli bir role sahiptir.)
 
 
         Aynı şekilde, bozukluklardan ve sapmalardan korunabilmeleri için; eşlere kendilerini birbirleri için süslemeleri ve birbirlerini tatmin etmeleri öğütlenmiştir.
Masum imamlardan biri saçına ve sakalına kına yaktığı ve kendisini süslediği için, adamın biri şaşırarak ona şöyle dedi:
 
 
         Kendinizi ne kadar güzelleştirmişsiniz!?
 
         İmam cevap olarak şöyle buyurmuştur:
 
         Evet, erkeğin güzel olması; kadının çok daha namuslu olmasını sağlar.
Bu konuya dikkat göstermemek; belki mutsuzlukların ve rezilliklerin olmasına neden olabilir.
 
 
         Aşk, ilgi ve cinsel konular hakkında daha çok konuşulması gerekmektedir.  Buna ilave olarak ayrı bir şekilde açıklanması gerekmektedir. Bu bakımdan bu fasılda “Aşk, Yaşamın Ekseni” başlıklı konumuzda bunları açıklamaya çalışacağız. Allah izin verirse.
 
 
Dikkat!
 
 
         Güzellik, bağımsız olarak değil öteki kıstaslarla ve özelliklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yani güzellik; dindarlık, namus ve ahlak olmaksızın üstünlük olarak hesap edilmemesinin yanı sıra çok tehlikeli bir belâ şeklinde de değerlendirilmiştir. Eğer bir kimse ahlak, namus, ailesel asalet, akıl v.b. benzer şeylere sahip olursa; güzellik işte o zaman bir üstünlük, değer ve olgunluk olarak hesap edilebilir. Yoksa rezil edici bir beladır.
 
 
         İffetsiz olan bir güzellik; çöplükte büyüyen bir güldür. Peygamber efendimizin (s.a.a.) “Ailesel Asalet” başlıklı konuda açıklanan yüce sözünün, burada da nakledilmesi çok yerinde bir karar olacaktır:

         "Çöplükte büyüyen gülden sakının…[1]
 
Yine şöyle buyurmaktadır:

         Bir kadınla (yalnızca) güzelliğinden dolayı evlenen bir kimse, onda hoşlanılmayan şeyler görecektir.

         Güzellik, evlilik yaşamı için bağımsız olan bir kıstas ve bir ölçü olarak değerlendirilmemelidir. Güzellik, asli ve temel ölçülerle birlikte olursa, değer kazanan bir olgunluk sıfatıdır. Yoksa hiçbir değeri yoktur.
 
 
         Bu sıfatın, bazı gençlerin akıl gözlerini kör etmekte olması ve gençlerin birçok değeri onun ayakları altında kurban etmekte olmaları çok üzücüdür. Kişinin dış çekiciliği, onların ileri görüşlülüklerini ellerinden almaktadır. Şaşkın bir hale getirmektedir. Asli kıstasları unutmaktadırlar. Ya da hesaba katmamaktadırlar… Dolayısıyla hayatlarının temellerini çürük zeminler üzerine bina etmektedirler.
Sonuç olarak; bir süre sonra yüzeysel cazibeler yok olup gitmektedir. İlk şehvet de sönüp yok olmaktadır. Geriye yalnızca hatırına evlendiği güzellik kalmakta ve o da eski canlılığını yitirmektedir… İşte o zaman sorunlar ve kötülükler ortaya çıkmaktadır. Artık beğenmediği şeyleri onda görmeye başlamaktadır.
 
 
         Ancak dindarlık, namus, hakiki değerler v.b. benzer şeyleri hayatlarının temeli olarak karar kılan ve güzelliği ötekilerin yanında yalnızca tamamlayıcı bir üstünlük olarak gören kimse; zaman akıp gitse de yaşamlarını eskitemez. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır;
 
 
         "Rahman, iman eden ve salih amel işleyen kimseler için bir sevgi yaratır."[2]
 
 
         Yüce Allah, imanlı eşlere dindar olmalarına ödül olarak; onların kalplerinde, hiçbir etkenin hatta gençlik ve neşelilik döneminin bile soğutamayacağı ve yok edemeyeceği, bir muhabbet ve bir sevgi karar kılmaktadır.
 
 
         "Sizin yanınızda olan şey fani olur. Ancak Allah katında olan şey baki kalır."[3]
 
 
         İlahi değerler üzerine kurulan bir ilişki, ebedi bir ilişkidir. Böyle olmayan bir ilişki sürekli olmayacaktır. Aynı zamanda “Beden ve Ruh Sağlığı” konusunun sonunda gündeme gelen soru ve cevap, burada da akla gelmektedir.
 
 
 
Yedi- İlim Sahibi ve Okuryazar Olmak
 
 
         “İlim sahibi olmak ve okuryazar olmak” insanın mutluğu konusunda çok etkisi bulunmaktadır. “İlim öğrenmek” ise; kadın ve erkek bütün Müslümanlara farzdır. Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:
 
 
         "İlim öğrenmek, bütün Müslümanlara farzdır."[4]
 
 
         Bu özellik, eş seçimi konusunda ve ortak bir yaşam hakkında çok önemli bir konuma sahiptir. İyi bir eş için (ister erkek olsun ister kız olsun) bir üstünlük olarak hesap edilmektedir. Eşlik görevlerini yerine getirme, yaşamın güzelleşmesi v.b. benzer konularda çok olumlu etkileri vardır. Ancak bu özellik de (güzellik gibi) asli kıstas değil, tamamlayıcı bir unsurdur. Bu bakımdan bağımsız olarak değil, asli kıstaslarla ve özelliklerle birlikte incelenmelidir. Güzellik konusunda açıklanan şeyler, bu konuda da geçerlidir.
 
 
         İmansız ve namussuz bir güzellikte olduğu gibi; imansız bir ilim de çok zararlıdır.  Bu konuda önemli olan şey; iki eşin bilgi ve ilim seviyelerinin eşit olmasıdır. Allah’ın izin verirse yakında “Denklik” bölümünde bu konu açıklanacaktır.
 
 
Sekiz- Birbirlerine Denk Olmaları
 
 
         Bu faslın başlangıcında, şöyle açıklanmıştı:  Eş seçimindeki kıstaslar, bu faslın en önemli konularıdır. Şimdi şöyle söylüyoruz:
 
 
         Bu faslın en önemli bölümü ise; iki eşin birbirlerine denk olmalarıdır. Eş seçimi konusunda üzerinde durulması gereken en hassas konu, işte bu konudur.
İki eşin birbirlerine denk olmaları demek; kız ve erkek arasındaki uyumluluk, denklik, eşit seviyelilik, eşitlilik, benzerlilik, aynı düzeylilik v.b. konularının var olması demektir. Başka bir ifadeyle; “İki eşin birbirlerine yakışmaları.” demektir.
Evlilik, iki insanla iki ailenin birbirlerine karışmaları demektir. Ortak bir yaşam, asıl unsurlarının erkek ve kadının oluşturdukları müşterek bir oluşumdur. Bu iki unsur, ruhsal ve ahlaksal bakımdan ne kadar uyumluluk, benzerlilik, aynı seviyelilik v.b. konulara sahip olurlarsa; müşterek yaşamları da aynı oranda sağlam, tatlı, lezzetli, ebedi ve güzel olacaktır. Eğer uyumlulukları az olursa; yaşamları da aynı oranda kötü, acı, çirkin ve mutsuz olacaktır.
 
 
         Ailesel bir yaşam içinde ortaya çıkan sorunların ve problemlerin en önemli nedeni; karı ve koca arasındaki uyumsuzluk ve denksizliktir. Bir arada olmak, bir ömür boyunca birlikte yaşamak, bütün işlerde ortak hareket etmek, ortak kararlar vermek, çocuklar dünyaya getirerek yetiştirmek, mutlu olmak ve mutlu etmek isteyen iki insan; kesinlikle her açıdan uyumluluğa ve denkliğe sahip olmak zorundadırlar.
 
 
         Eş seçimi konusunda, geleneksel olarak iyi olmasıyla yetinilmekte ve kızla erkeğin aynı seviyede olup olmadıklarına dikkat edilmemektedir. Hâlbuki eş seçimi kıstaslarının odak noktasında, uyumluluk konusu yer almaktadır.
 
 
         Toplumumuzda, evlenmeye uygun olmayan bir insan bulmak çok zordur. Bütün kızlar ve erkekler (bazıları hariç) eş olma yeteneğine sahiptirler. Ancak hangi kızın hangi erkeğe uygun olduğunu ölçüp biçmek gerekmektedir.
 
 
         Filan evde eşiyle sorunu olan ve yaşamı alt üst olan kadın ya da falan evde karısıyla tartışan, ondan razı olmayan ve kötü bir yaşama sahip olan erkek; eğer ilk başta kendilerine uygun birileriyle evlenselerdi, bu sorunlar ve problemler yaşanmayacaktı. Veya en az seviyede olacaktı.
 
 
         Evlenmeden önce eşleri hakkında araştırma yapmaya çalışan ve ruhsal bakımdan kendilerine bağdaşan  (halk dilinde; kendilerine yakışan) eşler bulmaya uğraşan kişiler; evlendikten sonra ortaya çıkacak olan sorunların bir kısmını ve çocuklarını nasıl yetiştirecekleri konusunu halletmiş sayılırlar. Eğer böyle yapmazlarsa; evlenmeden önce giderebilecekleri sorunları, evlilikten sonraya bırakmış olurlar.[5]

         Dikkat!

         Yüzde yüz bir uyumluluk ve denklik olanaksızdır. Çünkü bütün insanların kendine özgü bir ailesi, ortamı, eğitimi, ahlakı, ruhu ve aklı bulunmaktadır. Bu bakımdan başkalarıyla farkları bulunmaktadır.
 
 
         Ancak mümkün olduğu kadar farklılıkların az olması ve iki eşin birbirlerine daha yakın olmaları için uğraş verilmelidir.
 
 
         İbret Verici Bir Örnek!
 
 
         Uyumluluk ve denklik konularına girmeden önce; konunun daha iyi aydınlanması ve bir sonraki konu için alt yapı oluşturması için, çok yakından izlediğim ve bütün aşamalarından haberdar olduğum canlı bir örneği açıklamak istiyorum:
 
 
         “İsmail ve Safura” dindar, iyi ahlaklı, İslam dinine ve İslam inkılâbına bağlı çok iyi insanlardı. Ancak ikisinin bu konular hakkındaki görüşleri farklı idi. İsmail köy ortamında, özel geleneklerle, özel adaplarla ve kırsal kesime has şartlarla yetişmişti. Aynı zamanda içinde yetiştiği toplumun geleneklerine ve göreneklerine de çok bağlı idi.
 
 
         Safura ise büyük bir şehirde, şehirsel adaplarla, geleneklerle ve göreneklerle büyümüştü. İkisi de dünyaya kendi pencerelerinden bakmaktaydılar. Ruhsal, ahlaksal, eğitimsel, bedensel, ailesel ve kültürel bakımdan aralarında bir tek uyum bile söz konusu değildi. Hatta iman ettikleri İslam dinine ve İslam inkılâbına bile farklı açılardan bakmaktaydılar. Onların İslam dininden anladıkları şey, çok farklı idi.
 
 
         Arabulucu olan kişi, evlenmeleri için onları birbirlerine tanıtmıştı. Arabulucunun hiçbir şekilde kötü bir niyeti yoktu. Bu işi (arabuluculuğu) yalnızca Allah rızası için yapmıştı. Ancak (üzücüdür ki) iki eş arasındaki ahlaksal, ruhsal, bedensel, ailesel v.b. benzer konular bakımından olan uyumluluk ve denklik hususları hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Dolayısıyla genellikle yapmakta olduğu arabuluculuklar, ya başarısız oluyor ya da iyi bir sonla bitmiyordu.
 
 
         İsmail ve Safura evlenmişlerdi. Ortak yaşamlarının ilk günlerinde sinirsel kavgalar ve tartışmalar ortaya çıkmaya başlamıştı. İsmail şöyle söylüyordu: Onun (Safura) için önemli olan şeylerin hiçbiri benim için önemli değildir. Aynı zamanda benim için önemli olan şeyler de onun için önemli değildir…

         Safura da buna benzer sıkıntılar yaşamaktaydı. İkisi de ilimsel bakımdan yüksel tahsile sahiplerdi. Ancak konular ve ilimsel görüşler hakkında çok farklı düşünmekteydiler. Ailesel, konuksal ve akrabasal ilişkiler konularında da ikisinin de özel görüşleri bulunmaktaydı. Ancak bu görüşlerin arasında kilometrelerce fasıla yer almaktaydı.
 
 
 
         Çocuk eğitimi konularında görüşleri ve davranışları kesinlikle çok farlı idi. Hiçbir zaman ortak bir yöntem konusunda da uyum sağlayamamışlardı. Öte taraftan, ikisi de zevklerinden ve görüşlerinden vazgeçmiyorlardı. Çok da ısrar ediyorlardı. İşleri defalarca başkalarının hakemliğine sürüklendi. Problemlerini ona buna anlatmışlardı. Hatta ailesel sorunlar uzmanına bile gitmişlerdi. Ancak anlaşamamışlardı.
 
 
         Sonunda, çok ihtiyatlı bir insan olan ve eşlerin boşanmalarına taraftar olmayan danışmanlardan biri, ayrılmalarına karar vererek şöyle der: Bu evliliğin devam etmesi olanaksızdır. Ayrılmaktan başka çareniz yoktur. Sonunda, İsmail ve Safura boşanarak birbirlerinden ayrıldılar.

Bu öykü bir kurban vermişti. O kurban da çocuklarıydı. İsmail ve Safura’nın Temel Uyumsuzlukları

         1-Kültürel ve fikirsel uyumsuzlukları vardı. (İnançsal, toplumsal ve eğitimsel konularda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı.)

         2-Ruhsal ve psikolojik farklılıkları vardı.

         3-Ahlaksal faklılıkları vardı.

         4-Birçok konuda zevkleri fark ediyordu.

         5-Cinsel ve bedensel farklılıkları vardı. (Onlardan biri cinsel bakımdan çok güçlü ve sıcakkanlı idi. Öteki ise cinsel bakımdan zayıf ve soğukkanlı idi. Dolayısıyla eşini tatmin edemiyordu. Sorunlarının en önemli nedenlerinden biri, işte bu konu idi. Cinsel bakımdan tatmin olmayan taraf (bu konuyu açıkça söylemekten de utandığı için) derdini başka bir yerde ortaya çıkarıyordu. Aslında başka bir yerde “intikam” alıyordu!

         6-Güzellik açısından faklılıkları vardı. ( Onlardan biri (hoşnut olunmayan taraf diğerinden razı olsa da) ötekinin boy, post ve güzelliğinden hoşnut değildi. Bu etken de, onların sorunlarının artması konusunda çok etkili olmuştu.)

         7-Aileleri konusunda faklılıkları vardı. ( İkisi de, ötekinin aile bireylerini ve akrabalarını beğenmiyordu. Onlarla olan sosyal ilişkilerde sorunlar yaşamaktaydılar.)
 

Bir Şüphenin Yok Edilmesi!

         Biz hiçbir şekilde şöyle söylemek istemiyoruz: “Köylü bir insan, şehirli bir insana uyum sağlayamaz.” Aynı şekilde şöyle söylemek de istemiyoruz:
“Şehirli bir insan, köylü bir insandan daha üstündür. Ya da köylü bir insan, şehirli bir insandan daha üstündür.”
 

         Evlenerek güzel bir yaşam sürdüren birçok şehirli ve köylü insan bulunmaktadır. Ayrıca hiçbir şekilde uyumlulukları olmadığı için geçinemeyen iki şehirli veya iki köylü birçok insan da bulunmaktadır.
 

         Bizim maksadımız şudur; İki eş arasındaki ruhsal, cisimsel ve fikirsel uyumun gerekliliğidir. Dolayısıyla eş seçimi konusunda kız ve erkeğin denkliğine dikkat edilmesi gerekmektedir.

         Üstünlüğün ve şerefin en büyük kıstası; takvalı olmaktır. İlahi değerlere ve ilahi ahlaka sahip olmaktır.
 
         "Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır".[6]
 
 
 
kaynak: islamkutuphanesi.com
________________________________________
[1]- Bihar, s.62
[2] Meryem: 96
[3] Nahl: 96
[4] Usul-i Kâfi: C.1, Kitab-u Fazlil İlim, Hadis 1
[5] Ba Ferzendi Hud Çigune Reftar Kunim? Doktor Muhammet Rıza Şerefi, Sayfa 50
[6] Hucurat: 13
 
Kur'ân ve Ehlibeyt (a.s) açısından genç
Sitenin son konuları
Ajanda/günün notları
Gençlerin kitap tanıma bilgisi
Galeri
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved