Yüklemede
  • Tarih: 2010 Nisan 19

Hz. Ali’nin Tavsiyesi!


           


Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Allahı över, O’ndan yardım diler, O’na iman eder, O’na tevekkülde bulunur, O’ndan mağfiret dileriz. Sevgilisi, seçkin kulu, yaratıkları arasında seçtiği, sırrının koruyucusu, risaletinin tebliğcisi, efendimiz ve peygamberimiz, Ebu’l- Kasım Mustafa Muhammed’e ve seçkin, temiz ve tahir Ehl-i Beyt’ine, özellikle de yeryüzünde bakiyetullah olan Hz. Mehdi’ye, Müslümanların imamlarına, mustazafların koruyucularına ve müminlerin hidayetçilerine salât-u selam ederiz. Sizlere ve kendime Allah’tan sakınmayı tavsiye ediyorum.

Namaz kılan bütün kardeşlere, bacılara ve kendime; takvaya riayet etmeyi, davranışlarını, sözlerini, hatta zihni düşüncelerini kontrol altına almayı tavsiye ediyorum. Ramazan ayı takva ve azık edinme ayıdır. Yüce Allah’tan bu ayda yıl boyunca, bütün ömür müddetince değerli takva azığını temin edebilmek için yardım dileyelim.

Bugün sizlere Müminlerin Emiri'nin (a.s) bir sözünü aktarmak istiyorum. Onun bu sözü, evlatları ve geride kalanlarıyla ilgili yaptığı bir vasiyetidir.

Nehc’ül Belağa’da nakledildiği üzere bizzat Hz. Ali’nin kendisi bu vasiyeti yazmıştır. Bu vasiyetin muhatapları ise, bu mektup ve vasiyetin kendisine ulaştığı herkestir. Yani bizler de Müminlerin Emiri’nin (a.s) sözlerinin muhatabıyız. Bu Hz. Ali’nin meşhur vasiyetidir. Hz. Ali bir iki satırın ardından şöyle buyurmuştur: “Sizlere, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu mektubumun ulaştığı herkese Allah’tan sakınmayı, işlerini düzene koymayı, aralarını ıslah etmeyi tavsiye ediyorum.” Bu vasiyette yaklaşık olarak yirmi konu beyan edilmiştir. Şüphesiz büyük bir insanın ömrünün son anlarında yazdığı bu vasiyet kendi görüşünce en hassas konuları içermektedir. Müminlerin Emiri bu vasiyeti, İbn-ı Mülcem’in darbesinden sonra yazmıştır.”İbn-ı Mülcem darbeyi vurduğu zaman…”

O vasiyette yer alan yaklaşık yirmi konu çok önemli konulardır. Dünyayı talep etme, Kur’an, hac, cihad, yetimler, komşular ve benzeri konular beyan edilmiştir.

Bugün burada bu yirmi konudan iki konuyu aktarmak istiyorum. Birincisi, “işlerinizi düzene koymak” ve ikincisi de “aranızı ıslah etmek” konularıdır. Yani kardeşler arasında dostluk ve ülfet icat etmek.

Buradan da anlaşıldığı üzere bu iki konu müminlerin Emiri’nin (a.s) görüşüne göre en önemli konulardan sayılmaktadır.

Düzen ve intizam insanın anlamını, kavramını, hayatındaki kullanım alanlarını incelediğinde, önemini daha çok kavradığı konulardandır. Burada kullanılan düzen ve intizam, her şeyin kendi yerinde karar kılınması anlamındadır. Biz insanların etrafında, yeryüzünde ve göklerde görülen âlem, çok güçlü bir mecmuayı teşkil etmektedir. Bütün cereyanlarda, âlemdeki olaylarda, hissedilen ve görülen dünyevi hareketlerde ve etrafımızdaki âlemde bir düzen ve kanun hâkimdir. Bu âlemin bir parçası olan insan da belli bir düzen içindedir. İnsanın doğal hayatı da bir düzen esasıncadır. Kan dolaşımları, kalbin atışları, akciğerlerin nefes alışı, insanın bedeninde ortaya çıkan fiil ve tepkiler ve diğer hareketler tümüyle bir düzene tabidir. Eğer insanın amel ve davranışları belli bir düzene dayanırsa, onunla etrafındaki dünya arasında bir uyum temin edilmiş olur. Düzen ve intizam insana her şeyden hakkıyla istifade edebilme imkânını sunmakta ve hiçbir şeyin duraksamadan hareket etmesini temin etmektedir. Eğer insanın bedeninde bir düzensizlik ortaya çıkarsa, bu mutlaka bir hastalıkla birliktedir veya hastalık olarak adlandırılan bir şeydir. Bu konu aynı şekilde insanın bireysel hayatında ve toplumsal davranışlarında da göze çarpmaktadır. Dolayısıyla da düzen ve intizam, oldukça önemli bir konudur. Elbette düzen ve intizam sahası, çok geniş bir alandır. İnsanın özel hayatından, içinde yaşadığı ve çalıştığı odadan başlamakta –düzenli bir oda veya düzensiz bir oda şeklinde- ardından iş, okul, eğitim, toplumsal alan, toplum yapısı, toplumsal düzen gibi tüm alanlara varıncaya kadar her şey; özel bir felsefeye ve bir düzenden kaynaklanmaktadır. Bunların hepsi de müminlerin Emiri’nin vasiyetinin bir bölümünde buyurduğu “işlerinizi düzene koymak” hükmü çerçevesindedir.

Müminlerin Emiri (a.s) düzen ve intizamı söz konusu etmeden önce de takvayı söz konusu etmiştir. Vasiyetin başlangıcında takva ele alınmıştır: “Sizlere Allah’tan sakınmayı ve o sizi istese de sizin dünyayı talep etmemenizi tavsiye ediyorum.”

Ama iki satırdan hemen sonra şöyle buyurmuştur: “Size ve bütün evlatlarıma Allah’tan sakınmayı ve işlerinizi düzene koymayı tavsiye ediyorum.”

Burada takva yeniden tekrar edilmiştir. Bu da belki de şu nükteye işaret etmektedir ki genel ve toplumsal hayat düzeyinde arzu edilen düzen ve intizam; takvadan kaynaklandığı, takva ile birlikte olduğu ve takva ile ilim dâhilinde bulunduğu takdirde istenilen bir düzendir. O halde bu vasiyet hepimize yapılmış genel bir vasiyettir. Bireysel ve ailevi hayatımızda, eğitim, idari ve toplumsal statüde, sahip olduğumuz diğer işlerde bir düzen ve program dahilinde hareket etmekle görevliyiz. Bunlar başlıca bireysel düzenlerdir. Ama toplum genelinde de bu düzene riayet etmek zorundayız. Herkes nerede olursa olsun toplumsal düzene riayet etmekle kendini mükellef görmelidir. Bu toplumsal düzeyde hepimiz için genel bir edeptir. Hepimiz bu açıdan ortak konumdayız. Kanunlara riayet etmek, kardeşliğe ve mürüvvete riayet etmek, fazla isteklere kapılmamak, başkalarının hakkına tecavüz etmemek, kendisinin veya diğerlerinin vaktine riayet etmek, bürokratik işlerde kanunlara riayet etmek mali, ticari vb. konuları gözetmek, bütün bunlar düzenin örneklerindendir. Düzen ve intizamın örneklerinden biri de toplumdaki amellerimiz ile düşüncelerimiz, inançlarımız ve sloganlarımız arasında bir uyumun olmasıdır. Korkunç düzensizliklerden biri de toplumda fikri, akidevi ve toplumun inandığı temellerin apayrı bir şey olması, ama bu kaideler ve inançlar üzere şekillenmesi ve toplumsal genel uyumu teşkil etmesi gereken davranışların bu inanç ve fikirler ile aynı temelde olmamasıdır. İşte bu uyumsuzluk bir tür iki renkliliği, ikiyüzlülüğü ve genel nifakı vücuda getirmektedir ve de çok tehlikelidir. İslam’ın adını anmak ve tekrarlamak; ama İslam'ın temelleriyle amel etmemek! Fikri bir kaide ve temel olarak insan haklarını anmak, ama amelde insan haklarına riayet etmemek! Bugün uluslar arası düzeyde insan topluluğunun ne yazık ki en büyük belalarından biri de budur. Özgürlüğün adını anmak, ama pratikte başkalarının özgürlüğüne riayet etmemek! Kanuna bağlılığı anmak, ama amelde kanuna bağlı kalmamak, çok kötü bir şeydir ve düzensizliğin apaçık ve tehlikeli örneklerinden biri konumundadır. Kanunları ve yasaları vücuda getirmek veya icra etmek isteyen sorumlular buna daha çok riayet etmek zorundadırlar. Halk bireyleri de genel riayetlerinde bu konuya teveccüh etmelidirler.

İkinci konu ise “aranızı ıslah etmek” konusudur. Müminlerin Emiri’nin (a.s) vasiyetinde beyan ettiği insanların arasını düzeltme konusu, bir şey hakkında iki grup veya iki cemaat arasında zahiri bir birlik ve koalisyon oluşturmak değildir. Bir anlaşma yapmak ve zahiri bir birlik teşkil etmek de olamaz. Aksine bundan çok daha yüce bir anlam ifade etmektedir. Yani insanlar kendi aralarında birbirine karşı kalbi saf olmalı, zihinleri birbirine karşı iyimser bakmalı, hiçbir taciz ve eziyette bulunmamalı, bir grup diğer bir grubu incitmemelidir. Bu cümlede “aranızı düzeltmek” sözünden hemen sonra Müminlerin Emiri, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) sözünü şahit olarak zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ben ceddiniz Resulullah’tan (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: “İnsanların arasını düzeltmek bir yıl oruçtan ve namazdan daha üstündür.” Yani insanların arasını düzeltmek, kalplerini birbirine yakınlaştırmak, zihinlerini birbirine karşı iyimser kılmak, her namaz ve oruçtan daha üstündür. Yani birisi bir saat bir namaz kılar veya müstahab bir oruç tutarsa, ya da insanların arasını düzeltmede çaba gösterirse ikincisi daha iyidir ve bu gün bu ikincisi, daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir konudur.

İran halkının düşmanlarının, devrimin ilk günlerinden günümüze kadar ciddi bir şekilde takipçisi olduğu işlerden biri de toplumdaki grupları birbirine düşman kılmaktır. Onlar siyasi, dini, mezhebi ve toplumdaki diğer grupları birbirine düşürmek istiyorlar. Zaman boyunca sömürgeciler, özellikle de İngiliz sömürgecileri bütün orta doğuyu, ülkemizi ve diğer ülkeleri eline geçirdiği zaman bu siyasetin takipçisi oldular. Daha sonra da diğerleri bu siyaseti onlardan öğrendiler. Amerikalılar da bugün aynı şeyi yapmaktadırlar. İran halkının düşmanları da ülkemize karşı bu işi yapmaya çalışmaktadırlar. Onlar kalpleri birbirine karşı düşman kılmaya çalışmakta, grupları birbirinden ayırmak için çaba göstermektedirler.

Devrimin ilk günlerinde İmam’ın insanların arasını bulma feryadı ve inkılâbın ıslahatçı hareketi vesilesiyle, kalpler ve gruplar birbirine yakınlaşmıştı. Yıllardır devrimden önce gruplar arasında var olan ayrılıklar bugün artık yoktur. Âlim ve üniversiteli, asker ve sivil, aydın ve tacir arasında yıllarca üzerinde çalışılmış çok derin ayrılıklar vardı. Ama bu ayrılıklar devrimden sonra giderildi, ortadan kalktı veya azaldı. Şimdi yeniden bunları vücuda getirmeye çalışıyorlar, dini ayrılıkları arttırmak ve dini grupları birbirine karşı düşman kılmak istiyorlar ve halk arasında ayrılık yaratmaya çalışıyorlar. Halkın birliğinde ortaya çıkan bu ayrılıklar düşmana yol açmaktadır ve düşman bu ihtilaflar vesilesiyle bir topluma veya ülkeye sızmakta ve kendi siyasetlerini hayata geçirmektedir. Hepimiz çok dikkat etmek zorundayız. Gördüğünüz gibi evrensel propaganda güçleri, şu anda birkaç hususa odaklanmış durumdadır. Bunlardan birisi İslam Cumhuriyeti düzeni içinde ülke yöneticilerini iki gruba ayırmak ve onların her birisine bir isim takmaktır. Elbette ülkenin içinde de bir grup sade kimseler onların söylediği sözleri tekrarlamaktadır. Aslında bu sözler onların kendi sözleri değildir. Düşmanların sözleridir. Yabancı düşmanlar yöneticileri iki gruba ayırınca, “biz şu grup ileyiz ve o diğer gruba muhalifiz” diye ilan etmektedirler. Bir grubunun adı reformcu, diğer bir grubunun adı ise muhafazakârdır. İşte bunlar düşmanın tuzaklarıdır. Herkes düşmanın tuzağına düşmemeye dikkat etmelidir. Müminlerin Emiri (a.s) bize şöyle buyurmaktadır: “Aranızı düzeltin” Kalpleriniz birbirinize saf ve yakın olsun. Zevk ve tabiat farklılıkları düşmanlık anlamına alınmasın. Görüş ve zevk farklılıklar ile dini, siyasi ve diğer ihtilaflar düzenin pratik temelleriyle ilgili olmadıkça birbirine karşı düşmanlığa, ayrılığa ve çatışmaya sebep olmayabilir.

Müminlerin Emiri (a.s) bütün hayatını –her saati ömürlere değen bir hayatı- kendi zamanında toplumu, İslami ve insani camiayı, tarih boyunca hidayet etmeye ve kalkındırmaya adadı. Ne mutlu ki halkımız da Hz. Ali’ye tabi olan bir halktır. Müminlerin Emiri’ne (a.s) inanan ve âşık olan bir halktır. Bu sevginin bir gereği de Hz. Ali’nin (a.s) sözlerini, kulaklarına küpe yapmalarıdır. Bunları boş ve kuru birer tavsiye olarak algılamayın. Amel etmek için bunu kendinize ödev edinin ve karar alın. Hz. Ali (a.s) bu yolda büyük çaba gösterdi ve bu yolda şahadete erişti. İbadet mihrabında, şiddetli ibadeti sebebiyle şehit edildi.

Onun adaleti, şahadetine sebep oldu. Hz. Ali’nin adalete ve hükümeti döneminde takip ettiği asıl ilkelere olan samimi, sadıkane ve gerçek bağlılığı; canının tehdide maruz kalmasına, mübarek kanının ibadet mihrabında dökülmesine sebep oldu. Biz Aşura ziyaretinde İmam Hüseyin’e (a.s) şöyle arz etmekteyiz: “Ey Allah’ın kanı ve Allah’ın kanının oğlu! Selam olsun sana! “ Yani Eba Abdillah’ın (a.s) kanı gibi Müminlerin Emiri’nin kanının sahibi de Allah-u Teala’dır. Çünkü bu kan hakkı elde etmek ve yeryüzünde adaleti hayata geçirmek için dökülmüştür. Hepimiz bu temiz kanın, büyük ve kutsal şahsiyetin ve o ilahi büyük velinin hürmetine bizlerine hitap eden bu tavsiyelere ve buyruklara amellerimizde de riayet etmeliyiz.

Ey Allah’ım! Bizleri Müminlerin Emiri’nin (a.s) gerçek takipçileri kıl!

Ey Allah’ım! Bizleri Müminlerin Emiri’nin (a.s) muhabbeti ve velayeti ile diri tut ve canımızı onun velayeti ile al. Onun kat ettiği yolda ayaklarımızı sabit kıl.

بسم الله الرحمن الرحيموَالْعَصْرِإِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍإِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

“İkindi vaktine and olsun ki, İnsan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.”

 

Seyyid Ali Hamaney

 



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved