Yüklemede
  • Tarih: 2010 Nisan 19

Hayatta Sevginin Yeri


           


İnsanın en önemli özelliklerinden biri, diğerlerine karşı duyduğu ülfet ve acıma hissidir. Diğer hayvanlarda, başkasına karşı sevgi çok sınırlı ve içgüdü esasınca olup hayatın ilk zamanlarında ve kısa bir müddet olarak sadece anne ile evlat veya baba ile evlat arasında ortaya çıkmaktadır. Eğer karıncalar, güveler ve bal arıları arasında yardımlaşma ve işbirliği görülüyorsa bu da onların içgüdülerinden kaynaklanmaktadır; onların türdeşlerine karşı beslediği temiz duygu, acıma veya ülfet hissinden değil.

 

İnsan ve Hayvanın İlk Tabiatı

Bazı hayvanların ilk tabiatı, sadece yemek, içmek ve cinsel lezzet peşinde koşmaktır. Bu tabiat “hayvani” bir tabiattır. Bazılarında ise buna ilaveten; hatta bazılarında “hayvani” özelliğine galebe çalan ve adına “yırtıcılık” denilen bir özellik daha vardır. Öyle ki kurt ve kaplan hakkında bildiğimiz gibi eğer bir koyun sürüsüne saldırırlarsa, bir koyun ile doyduğu halde, elinden geldiğince koyunları parçalayıp, sürüye zarar vermeye çalışır.

 Hayvanların aksine insanın ilk fıtratı, “ülfet ve muhabbet” üzeredir. Bu söz o kadar sağlam bir sözdür ki bazıları “insan” kelimesinin “üns” (ülfet) kelimesinden türediğine inanmaktadırlar. Yani insan, kendisine var olan ilk tabiatı üzere başkalarıyla kaynaşır, onlarla ünsiyet edinir ve bu sayede hayatının temellerini ayakta tutar. [1] Böylece, eğer bir şahıs sert ahlakı, kötü huyluluğu, taş kalpliliği ve kalp körlüğü yüzünden, başkalarına muhabbet etmek ve türdeşlerini kendine çekmekten aciz ise, kendi insani tabiatından sapmış demektir.

İnsan; kendisinde var olan bu ilk tabiat üzere başkalarıyla kaynaşan, onlarla ünsiyet edinen ve böylece hayatının temellerini ayakta tutan bir varlıktır.

İnsanların en acizi; bir dostu kendine çekmekten aciz olanıdır ve ondan daha aciz olan kimse ise, kötü davranışları sebebiyle arkadaşını yitiren kimsedir.

İmam Sadık (a.s) Resullullah’tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir:

“Sizin en faziletliniz, en iyi ahlaklı olanınızdır. Sizlerden iyi davranan, misafirperver olan, başkalarıyla kaynaşan, başkalarının da kendilerine aynı şekilde davrandığı ve herkese kucak açanlardır” [2]

Hakeza İmam Sadık (a.s) Müminlerin Emiri Ali’den (a.s) şöyle nakletmektedir:

“Mümin kimse yumuşaklık ve çekiciliği ile başkalarını kendisine çekmektedir.” Devamla şöyle buyurmuştur: “Başkalarıyla kaynaşmayan ve aynı zamanda başkalarının kendisiyle ünsiyet kuramadığı bir kimsede hayır yoktur.”[3]

İslami rivayetlerde böylesi tabirler, genellikle bir şeyin tabiatını ve ilk gerekliliğini yitirdiği ve rengini kaybettiği hususlarda kullanılmaktadır. Örneğin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İçinde tefekkürün bulunmadığı ibadette hayır yoktur.”[4]

İbadet, tefekkür ile birlikte olmadığı taktirde terbiye ve eğitimden ibaret olan ilk tabiatından ayrılır ve bu durumda zahiri bir suret dışında hiç bir hakikati kalmaz. Nitekim İmam Sadık (a.s) da 21 yaşına ermiş çocukların terbiye ve kontrol hususunda şöyle buyurmuştur: “Eğer kurtuluşa ermişse ne güzel. Aksi taktirde onda hayır yoktur.”[5]

Bu uzun müddet zarfında terbiye ve eğitimin etkisiz kalışı böyle bir evladın asla terbiye edilme imkanı olmadığını ve bu çocuğun ilk tabiatını yitirdiğini göstermektedir. Bu esas üzere ünsiyet çerçevesinden dışarı çıkan, başkalarıyla sıcak ve samimi ilişki kuramayan bir insan kendi asil fıtratından uzaklaşmış ve sapıklığa sürüklenmiş olmaktadır.

 

İnsanın Kendisini Sevmesi ve Başkalarına Sevgi Göstermesi

Hayvanlık ve yırtıcılık sıfatları, insanın kendisini sevmesinden ve bencilliğinden kaynaklanmaktadır. Bu hayvanlık ve yırtıcılık sıfatları, hayvan için bir kemal sıfatıdır ve bu sıfatların gelişiminin hayvan için hiç bir eksikliği söz konusu değildir. Oysa insanın kendi kendini beğenmesi, her ne kadar itidal düzeyinde gerekli olsa da ve insanın canını tehlikeler karşısında korumasına yardımcı bulunsa da, ama bu itidal çizgisini aştığı taktirde bizzat büyük bir noksanlık sayılmaktadır ve insanlık türü için yüzlerce afetin kaynağı haline gelmektedir. İnsanın gelişimine ve yücelmesine sebep olan şey ise başkalarını sevme ve onlara sevgi gösterme hissidir.

Hz. Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: “İnsanların en acizi, kardeş kazanmada acizlik gösterendir; ondan daha acizi ise, kazandıktan sonra kay­bedendir.”[6]

Açıkça bilindiği üzere dostluk, sevgi ve çevreyle uyum icadının ilk şartı, insanın bencillikten ve nefis sevgisinden ciddi bir şekilde korunmasıdır. Şüphesiz insanlar, kendisini beğenen ve kendisinden hoşnut olan kimseye asla tahammül etmezler. Böyle kimseden nefret eder ve kaçınırlar. Bu açıdan biz de her şeyi kendimiz için istememeliyiz ve kendi menfaatimiz için başkalarının hakkını ayaklar altına almamalıyız. Bunu yaptığımız taktirde ise, insanların sevgisini kazanma ve onlardan vefa bekleme kuruntusu içinde olmamalıyız. Kendisinden hoşnut olan bir insan yavaş yavaş dostlarını yitirmeye başlar ve ister istemez inzivaya çekilmek zorunda kalır.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “…en korkunç şey, kendini beğenmektir.”[7]

Bu hakikatin sırrı da şudur ki insanın dehşete ve ıstıraba kapılmasına neden olan zorluklar ve tatsızlıklar ortaya çıktığı taktirde, dostlar, tanıdıklar ve insanın etrafında bulunan gerçek arkadaşlar, hemen insanın yardımına koşar, insana teselli verir, insanı sakinleştirir, aynı şekilde insan zalimin zulmü, yaşlılık, hastalık ve benzeri dış etkenlerden dolayı, yalnızlığa ve inzivaya düçar olur ve toplumun farklı sahnelerinde hazır bulunmaktan mahrum kalacak olursa, dostların ve yakınların dostluğu ve sevgisi, insanın ruhunu okşar. Ama deruni problemleri ve bencillik gibi ruhsal hastalıklar sebebiyle insan inzivaya kapılmak zorunda kalmışsa, insanların cisim ve bedeninden mahrum kaldığı gibi onların muhabbet ve dostça hislerinden mahrum hale gelir. İnsanların kalbine sahip olmadığı gibi, uygunsuz davranışları sebebiyle kendi zararına insanların kinini tahrik etmiş olur. Başka bir ifadeyle böyle bir insan hem bedensel olarak yalnızdır, hem de manevi olarak inzivaya kapılmak zorunda kalmıştır. Bu açıdan da dehşetlerin ve korkuların en büyüğüne maruz kalacaktır. Dolayısıyla daha önce de söylediğimiz gibi, dostluğun, muhabbetin ve çevreyle uyum içinde olmanın ilk şartı, bencillikten ve nefis sevgisinden ciddi bir şekilde sakınmaktır.

 

Başarının Sırrı Diğer İnsanlara Sevgi Göstermektir

İnsan başkalarına karşı sevgi ve aşk içinde olduğu taktirde yücelir, kendisinden kopar, topluma ve toplumun gerçek rabbine bağlanır, bu durumda Allah da insanların kalplerini ve sevgilerini bu insana doğru çeker ve insanı her şeyden faydalandırır.

Doğru bir niyet üzere yapılan ve her türlü şahsi mülahazalardan ve bencillikten uzak olan hizmetler, diğer insanların güvenine neden olur ve diğerlerini insana doğru çeker. Toplumsal reformlarda ve toplumun çeşitli alanlarında yapılan değişimlerde başarı elde etmenin sırrı, bu değişimi yapan insanın güçlü ve zarif duygulara ve olumlu hislere sahip olmasıdır.

Allah Resulü (s.a.a) bütün bu insani kemal ve seçkin sıfatlara en üst düzeyde sahip biriydi. Buna rağmen Kur’an-ı Kerim bütün bu sıfatlar arasında Peygamber’in güzel ahlakını, “yüce ahlak” olarak nitelendirmiştir[8] ve bu yüce ahlakın Peygamber’in (s.a.a) ilahi hedeflere ulaşmada başarı elde etmesinin sırrı olduğunu bildirmiştir. Bu sıfatın olmayışının ise müminlerin Peygamber’in etrafından dağılmasına sebep olacağını beyan etmektedir. [9] Aynı zamanda Peygamber (s.a.a) güzel ahlakın yanı sıra halka karşı göstermiş olduğu acıma ve merhamet hissi de insanların kendisine yönelmesinin en büyük etkeni konumundaydı.

Resulullah (s.a.a) müminlere karşı şefkatli ve merhametli biriydi. [10]

Peygamber (s.a.a) kafirlere karşı ise şiddetli davranmakla görevliydi. [11] Kur’an-ı Kerim, bu konuda sadece Peygamber’e uyan toplumun Muhammedi bir toplum olduğunu beyan etmektedir. [12]

İşte bu özellik gerçek Muhammedi İslam’ın en büyük özelliklerinden biridir.

Seyyid Mehdi Musevi



[1] Müfredat, Rağıb-i İsfahani, s. 28

[2] Usul-i Kafi, c. 2, s. 102, 16. hadis

[3] a. g. e, 17. hadis

[4] a. g. e. c. 1, s. 36, 3. hadis

[5] Mekarim’ul Ahlak ( tek ciltlik) , Tebersi, s. 222, Muesseset’ul A’lemi li’l Metbuat, Beyrut

[6] Nehc’ül Belağa, 12. hikmet

[7] a. g. e. 37. hikmet

[8] Kalem suresi, 4. ayet

[9] Al-i İmran suresi, 159. ayet

[10] Tevbe suresi, 128. ayet

[11] Tevbe suresi, 73. ayet

[12] Fetih suresi, 29. ayet



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved