Yüklemede
  • Tarih: 2010 Nisan 15

Övülmüş İnsan Ebu Talib


           

 

Ebu Talib, Müminlerin Emiri Ali’nin (a.s) Babası, peygamber efendimizin (s.a.a) babasının öz kardeşi yani amcasıdır. O bu konuda şöyle söylemiştir:

“Amcanızın oğlunu yalnız ve yardımcısız bırakmayın. Ona yardım edin. Çünkü o, kardeşlerimin arasında öz kardeşimin oğludur.[1]

 

1-Çağının Tanınmışı

Ebu Talib, Yüce kişiliği ve sözü dinlenen güçlü bir kimse olmasının yanısıra, İbrahim’in hanif dininin tanıtıcısı olarak da bilinmekteydi.

 

2-Onaylanmış Uygulamaları

İslam, cahiliyet döneminde uygulanan bazı gelenekleri onaylamıştır.[2] Ebu Talib’in kurduğu “kasame” düşmanlarla yapılan barış antlaşmasında Elli kişiye yemin ettirme sistemini de İslam hukuku kabul etmiştir.

 

3-Allah Kulu

Ebu Talib, “Abdimenaf” olarak tanınmaktaydı. Yani yüce Allah’ın kulu demektir. Aynı zamanda Peygamber’in (s.a.a) üçüncü ceddinin adıdır.[3]

 

4-Küfüre Karşı Mücadele

Ebu Talib, babası gibi, bir olan Allah’a iman ettiği için küfür, şirk ve cahiliyet inançları onu etkileyememiştir.

 

5-İmanının Delilleri

Ebu Talib’in söylediği şiirler, onun bir Allah’a iman ettiğini göstermektedir. Bu konudaki şiirlerinin bazısına yazının sonunda kısaca değineceğiz.

 

6-Temiz Kalplilik

Ebu Talib’in, temiz kalpliliğini ve iyi niyetliliğini belirten konulardan birisi de şudur:

Hicaz halkı kıtlık içinde yaşamaktaydılar. Halk, böyle kötü bir durumla karşı karşıya kalınca, Ebu Talib’e gelerek, yağmur yağması için Allah’a dua etmesini istediler. O da bu öneriyi kabul etti. Güneş gibi nur saçan bir çocuğu yanına alarak Kabe’ye doğru gitti. Çocuğa sırtını Ka’be’ye dayamasını, ellerini yukarıya kaldırarak açmasını ve Allah’tan yağmur istemesini söyledi. Bulutsuz olan gökyüzü bir anda karardı. Sonra şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Yağmur bütün hicaz bölgesine yeterek kurumuş ırmakları dolduracak kadar yağmıştı. Ebu Talib ile birlikte gelen çocuk, Allah Resulü Hz. Muhammed’den (s.a.a) başkası değildi.[4]

 

7-Sadık Rüya

Ebu Talib, sadık bir rüyada gökyüzünden bir kapının açıldığını, ondan bir nurun inerek etrafı aydınlattığını gördü.

Uykudan uyanınca, rüyaları tabir eden bir kişinin yanına giderek rüyasını anlattı. O adam şöyle dedi: Müjdeler olsun sana. Yakında yüce bir çocuk sahibi olacaksın.

Kuleyni “Kafi” de şöyle rivayet etmiştir: Fatıma Binti Esed, Ebu Talib’in yanına gelerek Peygamber efendimizin (s.a.a) dünyaya geldiğini müjdeleyince, O da eşini, Ali’nin (a.s) doğum haberiyle müjdeledi.[5]

 

8-Peygamber (s.a.a) İçin Sorumluluk

Ebu Talib, Abd’ul-Muttalib’in çocukları arasında, üstün ahlak, beğenilir davranış sahibi olması ve de Peygamber efendimize (s.a.a) olan derin sevgi ve şefkati, Peygamber (s.a.a) hakkında sorumlu olarak seçilmesine neden oldu.

 

9-Allah Resulü’nün (s.a.a) Yetiştirilmesi ve Korunması

Ebu Talib’in Peygamber efendimize (s.a.a) olan büyük ilgisinin yanısıra, onun geleceğinin aydın ve ilahi risalet sahibi olacağından haberdar olması sebebiyle, Allah Resulünün (s.a.a) yetiştirilmesi ve korunması için gerekli ıolan fedakarlığı göstermekten çekinmemiş, hatta tehlikeli zamanlarda Peygamber’in (s.a.a) yaşamını, kendi canından üstün tutmuştur.[6]

 

10-Eşine Öğüt Vermesi

Peygamber efendimizi (s.a.a) evine getirdiği zaman, eşine şöyle dedi: “Bu, canımdan ve malımdan daha değerli oılan kardeşimin oğludur. Dikkatli ol. Hiç bir kimse onun yapmak istediği bir şeye engel olmasın.

Fatıma Binti Esed’de onu en güzel şekilde koruyarak, sanki öz annesiymiş gibi ona şefkatli davranıyordu.[7]

 

11-Müşriklerin En Büyük Engeli

Tarihçiler, İbn-i Abbas’tan şöyle nakletmişlerdir:

Ebu Talip, Peygamber efendimizi (s.a.a) kendi çocuklarından daha çok seviyordu. Yalnızca onun yanında uyuyordu. Dışarı çıktığı zaman, onu da kendisiyle birlikte götürüyordu. Kureyş, Ebu Talib öldükten sonra, onun yaşamında yapamadıkları eziyetleri, Peygamberimize (s.a.a) yapmaya başlamışlardı. Hatta bu konuya Peygamber efendimiz (s.a.a) de defalarca değinmiştir.[8]

 

12-Allah Resulü’nün (s.a.a) Düşmanlarına, Düşmanlık

Ebu Talib, Abdullah Ziberi adında bir müşriğin Ebu Cehil’i sevindirmek ve Peygamber’e (s.a.a) düşmanlık yapmak için, devenin karnını, Peygamber efendimizin (s.a.a) mübarek başına attığını duyunca, kılıcını kınından çekerek hemen Kabe’ye hareket etti ve o davranışın aynısı Abdullah’a yapmalarını emretti. Bunu gören Kureyş kendi aralarında, “Ebu Talib yaşadıkça Muhammed’i hedefinden vazgeçiremeyiz” şeklinde konuştular.

 

13-Oğlunu Öğütlemesi

Hira mağarasında Allah kelamı Peygamber efendimize (s.a.a) inince, Ali (a.s) da Peygamber (s.a.a) ile birlikte namaz kıldı. Aynı zamanda Peygamber’e (s.a.a) iman ettiğini babasına söyledi. Ebu Talib, şöyle dedi:” Oğlum! O, seni iyilikten başka hiçbir şeye çağırmaz. Kesinlikle onunla olmalısın.”[9]

 

14-Peygamber’e (s.a.a) Açıkça Destek Sözü

“En yakın akrabalarını uyar”[10] ayeti inince, Peygamber efendimiz (s.a.a) akrabalarını çağırarak, onların karşı çıkışlarına rağmen, kendi dinine davet etti. Ebu Talib, şöyle dedi: “Ey Peygamber! Sana yardım etmek, bizim için çok sevimli bir davranıştır. Senin iyilik çağrına yöneldim. Senin sözlerinin tamamını kabul ediyorum. Git! Görevini yerine getir. Allah’a yemin ederim ki seni koruyacağım. Senden ayrılmaya hoşnut olmayacağım.”[11]

 

15-Allah Resulü’nün (s.a.a) Düşmanlarını Tehdit

Bir gün, peygamber efendimiz (s.a.a) Ebu Talib’in evinden dışarı çıkarak kendi evine geri döndü. Amcası Peygamber’i (s.a.a) müşriklerin öldürdüğünü zannetti. Sonra bütün Abdu’l-Muttalib ve Haşim oğullarını kendi evine çağırdı. Hepsine, elbiselerinin altına kesici bir alet gizlemelerini ve grup grup Kabe’ye gitmelerini emretti. Sonra şunları ekledi: “Her biriniz, Kureyş önderlerinden birinin yanına oturun. Ben size kalkın dediğim zaman, onları öldürün.”

Sonra Zeyd b. Haris’e Ebu Talib’e, Peygamber’in (s.a.a) zarar görmediğinin ve Müslümanlardan birinin evinde dini tebliğ ettiğinin haberini getirdi.

Bu plan, gerçekleşmemiş olsa da müşrikler karşısında durarak, onları bu olaydan haberdar edip, şöyle söyledi:

“Eğer onu öldürseydiniz, hiçbirinizi sağ bırakmayacaktım ve son nefesime kadar sizinle savaşacaktım.”[12]

 

16-İslam Tebliğcilerini Koruma

Ebu Talib, İslam dininin yayılması için Peygamberimize (s.a.a) yardım ettiği, çocuklarını akrabalarını ve Mekke halkını da ona destek vermeleri konusunda teşvik ettiği, bir çok kanaldan mütevatir olarak nakledilmiştir.

Bir gün, doğru sözlü bir Müslüman olarak bilinen “Osman b. Mazun” Kabe’nin kenarında, puta tapanları, yaşadıkları batıl inançları terk etmelerini öğütleyerek doğru yola çağırıyordu. Kureyş gençlerinden oluşan bir grup ona saldırarak, içlerinden birisi gözünü kötü bir şekilde yaraladı. Ebu Talib, bu olaydan çok rahatsız olarak şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki ona vuran kişiye kısas uygulamadıkça sakinleşmeyeceğim.”[13]

 

17-Neccaşi’ye Saygı

Müslümanlar, Habeş’e vardıkları zaman, Neccaşi onlara saygı göstererek koruma altına almıştı. Müşrikler, Neccaşi’yi kararından vazgeçirmeye çalıştılarsa da o onların sözlerine özen göstermedi.

“Kim, Allah’tan sakınırsa, ona bir çıkış yaratır ve onu ummadığı yerden rızıklandırır”[14]

Bu konuya ilgisiz olmayan Ebu Talib, Neccaşi hakkında bir şiir yazarak ona gönderdi. Neccaşi, bu şiirleri alınca çok sevindi. Rehberliğini Cafer b. Ebu Talib’in yaptığı Habeşe giden Müslümanlara karşı saygı ve konukseverliliğini artırdı.

 

18-Peygamber Efendimizi (s.a.a) Koruma

Kureyş’in, Müslümanları ambargo altına alarak, Ebu Talib vadisine sürgün etmeleri, Müslümanlara uygulanmış en büyük baskılardandı.

Peygamber (s.a.a) ve müslümanların, hac ve umre törenlerine, yalnızca haram aylarda katılmaya izinleri vardı. Böyle zamanda da İslam dinini tebliğ etmeye uğraşıyorlardı. Bu arada, Peygamber’i (s.a.a) Kureyş’e karşı koruma görevi Ebu Talib’in omuzlarındaydı. güve, Kureyş’in bildirisini yiyip yok ettiği zaman, Ebu Talib, şükretmek için Ka’be’ye giderek, Peygamber’in (s.a.a) düşmanlarına ve müşriklere lanet etti.[15]

 

19-Hadislere Göre Ebu Talib

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah, Peygamber’ine (s.a.a) Müslüman bir kadını, Müslüman olmayan bir erkeğe nikahlamasını yasaklamıştır. Halbuki Fatıma Binti Esed, ilk müslümanlardandır. Ölünceye kadar da Ebu Talib’in nikahı altında kalmıştır.”

İmam’ın (a.s) bu sözleri, Ebu Talib’in imanı konusunda şüpheye düşenlere verdiği cevapta yer almıştır.

İmam Bakır (a.s) da bazılarının “Ebu Talib, cehennemin en derin yerindedir” şeklindeki sözleri hakkında şöyle buyurmuştur: “Eğer Ebu Talib’in imanını terazinin bir tarafına, bu kişilerin imanlarını da öteki tarafına koysalar, Ebu Talib’in imanı ağır gelir.”

Eban b. Mahmud, İmam Rıza’ya (a.s) “Canım size feda olsun. Ebu Talib’in Müslümanlığı konusunda şüphe etmeye başladım” şeklinde bir mektup yazdı. İmam (a.s) cevap olarak şu ayeti yazıp gönderdi: “Bir kimse, gerçek kendisine belli olduktan sonra, elçiye karşı gelir ve Müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız. Orası, ne kadar kötü bir dönüş yeridir.”[16] Sonra şunları ekledi: “Ebu Talib’in imanına inanmazsan, dönüş yerin ateş olduğunu bilmelisin.”[17]

 

20-Ebu Talib, Ali’nin (a.s) Babası

Ebu Talib, o günlerin en güzel çocuğunun babası olmuştu. Aynı şekilde, hiçbir zaman eşi benzeri görülmeyecek bir şekilde dünyaya gelen bir çocuğun babası olmuştu. Dolayısıyla, yeni doğan bu çocuğa karşı özel bir sevgisi oluşmuştu. Hazret-i Ali (a.s) Peygamber efendimizin (s.a.a) risaletinden on yıl önce dünyaya gelmiş olmasına karşın, Ebu Talib, onun imanını anlatan sözler söylüyordu. Ebu Talib, şiirlerinin birinde şöyle söylemektedir: “Ali’nin (a.s) doğmasıyla küfrün beli kırıldı. Kılıcıyla İslam sağlamlaştı.”

Onun adını, Allah’ın koymasını isteyince, gökyüzünden latif bir levha inerek elinin içine yerleşti. Levhada, onu ve eşini pak ve tertemiz bir çocuk sahibi olmalarıyla müjdeliyor ve adının “Ali” olduğunu söylüyordu.”[18]

 

21-Hüzünlü Ayrılık

Ebu Talib vadisinde geçen zor günlerden altı ay sonra vefat etti. (Risaletin onuncu yılı) O’nun ölümü Peygamber efendimizi (s.a.a) çok üzdü. Bitkin bir halde Ebu Talib’in yatağına oturdu. Yüzüne ellerini sürerek şöyle buyurdu: “Amcacığım! Beni çocukken sen yetiştirdin. Yetimliğime sen kefil oldun. Olgunluk çağımda bana yardım ettin. Yüce Allah, benden dolayı sana güzel ödüller versin.”

Cenazeyi götürürlerken, peygamber (s.a.a) onun en önünde hareket ediyor ve onun için dua ediyordu.[19]

 

22-Güzel Şiirler

Bu yazının sonunda, Ebu Talib’in İslam’a ve Peygamber efendimize (s.a.a) olan imanının ölçüsünü açıklayan hoş şiirlerin bazıları şunlardır:

“Allah’a yemin ederim ki

Peygamber’i yalnız bırakmayacağım.

Çocuklarımdan da hiçbirisi

onun şerefini yalnız bırakmayacaktır.”

Habeş padişahı Neccaşi’ye yazdığı şiir, İslam Peygamberine (s.a.a) olan imanının sağlamlılığını daha güzel açıklamaktadır.

“Ey Habeş padişahı!

Muhammed’in Musa ve İsa gibi

bir Peygamber olduğunu bilmelisin.

O ikisinin sahip olduğu ilahi nura,

O da sahiptir.

Bütün Peygamberler,

Allah’ın emriyle insanlara

doğru yolu gösterdiler.

Günahlardan sakındırdılar.”[20]

Ebu Talib, Allah Resulüne hitap ederek, onu koruyacağını, destekleyeceğini ve ona yardım edeceğini şöyle açıklamıştır: “Allah’a yemin ederim ki ben yaşadıkça onlar sana dokunamazlar. Kuşkusuz senin getirdiğin din, insanların dinlerinin en güzelidir.”[21]

 

 



[1] Bihar’ul-Envar, c. 35, s. 121

[2] Yenabi’ul-Meveddete, Kunduzi Hanefi, c. 2, s. 10

[3] Mecalis’ul-Müminin, Kazi Şuşteri, c.1

[4] Siret-i Halebiye, c. 1, s. 125; Şerh-i Nehc’ül-Belağa, c. 3, s. 316; el-Milel ve’n-Nihel, Şehristani, s. 255

[5] Usul-i Kafi, Şeyh Kuleyni, Kitab’ul-Hucce, Ali’nin (a.s) Doğum Babı, s. 301

[6] İnsanın Adalet Feryadı, İmam Ali, George Gerduck, Seyyid Hadi Hüsrev Şahi’nin çevirisi, c. 1-2, s. 74

[7] Peygamberler Tarihi, c. 3, Seyyit Haşim Resuli Mahallati, s. 76

[8] Tarih-i Taberi, c. 2, s. 229

[9] İnsanın Adalet Feryadı, İmam Ali, c. 1-2, s. 77-78

[10] Şuara suresi, 214. ayet

[11] Kamil, İbn-i Esir, c. 2, s. 24

[12] Taraif, s. 35; Tabakat-i Kübra, İbn-i Sa’d, c. 1, s. 302 ve 303

[13] Şerh-i Nehc’ül-Belağa, c. 3, s. 313

[14] Talak suresi, 2-3. ayetler

[15] el-Gadir, c. 7, s. 364; el-Kamil Fi’t-Tarih, c. 2, s. 71

[16] Nisa suresi, 115. ayet

[17] el-Gadir, c. 7, s. 36

[18] Menakıb, İbn-i Şerhr Aşub, c. 2, s. 175

[19] Peygamberler Tarihi, c. 3, s. 218

[20] Bihar’ul-Envar, c. 35, s. 122-123

[21] A.g.e.



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved