Yüklemede
 
 
  • Tarih: 2010 Nisan 15

Ehl-i Beyt İmamları (a.s) ve İnsanın Eşine Karşı Davranışları


           


Masum imamların siret ve süluku hususunda önemli olan hususlardan biri de onların eşlerine karşı davranışlarıdır. Her ne kadar bu hususta konunun tabiatı farklı ve hakeza tarihte yer almış olan hususların ve şahitlerin hacminin toplumsal şartları oldukça az olsa da, bu az olan miktarı dahi çok değerli ve yeterlidir.

İşte bizde bu makalede bu konuyu kısaca bir ele almaya çalışacağız.

İmamların (a.s) eşlerine karşı davranışları ve pratik sireti onların diğer davranışsal metotları ve tavırları gibi, tarihte oldukça dakik ve açık bir şekilde görülmemektedir. Bu siyasi ve toplumsal etkenlerin yanı sıra, olayın mahiyeti ile de yakından ilgilidir. Zira bu hususların çoğu, toplum ve halkın gözünden çok evin içinde meydana gelmektedir. Ama onlardan bize ulaşan siret ve metotları ile sözlerinden, bir yere kadar Ehl-i Beyt imamlarının davranış şeklini elde edebilmek mümkündür. Açıkça bilindiği gibi masum İmamlar (a.s) amellerini halis ve gerçek İslam’a uyarladıkları, bu açıdan onlar arasında hiç bir farklılık olmadığı ve de onların davranış veya sözlerinde herhangi bir farklılık görüldüğü taktirde bunun zamansal özel şartlarla ilgili olduğu sebebiyle, masum imamlardan birinin veya onlardan bir kaçının metodundan onların tümünün eşlerine karşı davranış biçimi hususunda tümel bir kanun elde etmek mümkündür. Mümkün olduğu kadar bu hususta metot olarak ortaya koyabileceğimiz bir takım örneklere işaret etmeye çalışacağız.

 

Eşine Yardım

Kadın ve erkeğin ortak hayatında söz konusu olan, başlangıçtan ömrün sonuna kadar devam eden ve de ailenin mutluluğu ve sevinci hususunda çok önemli bir rolü bulunan önemli konulardan biri de hayat ile ilgili işleri yapmak, ihtiyaçları temin etmek ve evin işlerini idare etmektir. Bu konu, adil ve sahih bir şekilde halledilirse ve eşlerinin her birisi bu konudaki görevlerini güzel bir şekilde yerine getirecek olursa, ileride doğması muhtemel bir çok sorunlar kendiliğinden hal olacaktır ve böylece de aile ortamına sefa ve samimiyet hakim hale gelecektir. Hz. Ali (a.s) ve Hz. Zehra (a.s) ortak hayata başladıktan sonra her birinin sorumluluk ve görevini tayin etmek için Allah Resulünün (s.a.a) huzuruna vardılar ve bu konuda kendileri hakkında hüküm vermesini istediler. İslam Peygamberi (s.a.a) evin içindeki işleri, Fatıma’ya (a.s) bıraktı ve evin dışındaki işleri ise Hz. Ali’ye (a.s) havale etti. Fatımat’uz- Zehra (a.s) şöyle buyurdular: “Evin iç işlerinin bana bırakılmasına ve evin dışındaki işler ile insanlarla muaşeretten muaf tutulduğuma ne kadar sevindiğimi Allah’tan başka hiç kimse bilemez.”[1]

Bu konuda İmam Bakır (a.s) ise şöyle buyurmuştur: “Fatıma (a.s) Ali’nin (a.s) evinde hamur yoğurma, ekmek pişirme ve evi temizleme görevini üstlendi. Hz. Ali (a.s) ise odun getirmek ve yiyecek maddeleri temin etmek gibi evin dışındaki işleri üstlendi.”[2]

Ali (a.s) , sadece evin dışındaki işleri yapmakla yetinmedi, aksine evin iç işlerini yapmak hususunda da yardımcı oldu. Dolayısıyla Hz. Ali (a.s) evin bütün işlerini eşine bırakmıyordu.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali (a.s) her zaman odun getiriyor, evin su ihtiyacını temin ediyor, evini süpürüyordu. Hz. Zehra (a.s) ise un yapıyor, hamur yoğuruyor ve ekmek pişiriyordu.”[3]

Bu konuda nakledilen rivayetlerde yer aldığı üzere Hz. Ali (a.s) sürekli evi süpürme ve temizlik işlerinde Hz. Fatıma’ya (a.s) yardımcı oluyor ve bu işi bizzat üstleniyordu.

Bazı rivayetlerden de anlaşıldığı üzere Hz. Ali (a.s) bazen un temin etmek ve buğday öğütmek gibi hususlarda da eşi Hz. Zehra’ya (a.s) yardımcı oluyordu. Nakledildiği üzere bir gün Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’nin (a.s) evine girdi, Hz. Ali ve Fatıma’nın (a.s) birbirine yardımcı olarak el değirmeniyle un temin etmeye çalıştığını gördü. Peygamber şöyle buyurdu: “Sizden hanginiz daha yorgunsunuz? “ Ali (a.s) şöyle arz etti: “Fatıma (a.s) daha yorgundur.” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Kızım sen kalk.” Fatıma (a.s) kalktı ve Peygamber onun yerine oturdu ve Ali’ye un yapma hususunda yardımcı oldu.”[4]

Bu rivayetten de açıkça anlaşıldığı üzere Hz. Ali (a.s) sürekli olarak, ev işlerinde Hz. Fatıma’ya yardım etmeye çalışıyordu. Peygamber onların evine gelip onlara yardımcı olmak istediğinde Ali (a.s) , daha Fatıma (a.s) konuşmadan onun daha yorgun olduğunu bildiriyor ve bu vesileyle eşinin bir miktar daha istirahat etmesini istiyordu veya daha kolay işler yapmasını sağlıyor ve kendisi bizzat Peygamber (s.a.a) ile birlikte buğday öğütüyordu.

 

Eşinin Tavsiyeleriyle Amel Etmek ve Eşine Bakmak

Hz. Zehra (a.s) hastalandığı ve vefatı yaklaştığı zaman tertemiz bedeninin teşyi edilmesi, defnedildiği yer ve nasıl yıkanması gerektiği hususunda eşi Ali’ye (a.s) bir takım tavsiyelerde bulunmuştur ve Hz. Ali (a.s) da eşinin istediği şekilde davranmıştır. Ali (a.s) bunun yanı sıra Hz. Zehra’nın hastalandığı zaman, şefkatli ve merhametli bir hasta bakıcısı gibi değerli eşinin bakımını bizzat üstlenmiştir. İmam Seccad (a.s) değerli babası İmam Hüseyin’den (a.s) naklettiği üzere Hz. Zehra (a.s) hastalandığı zaman, Hz. Ali’ye (a.s) hasta olduğunu hiç kimseye haber vermemesini istedi. Ali (a.s) da bununla amel etti. Hiç kimseye Hz. Fatıma’nın durumunun iyi olmadığını bildirmedi. Bizzat Hz. Fatıma’nın bakımını üstlendi. Bu konuda Esma da kendisine yardımcı oluyordu. Hz. Fatıma’nın vefat anı geldiğinde eşine kendisinin teşyi ve defin işlerini bizzat üstlenmesini istedi. Kendisini geceleyin gömmesini ve gömüldüğü yeri gizli tutmasını istedi. Ali (a.s) da bu söylenilen tavsiyeleri yerine getirdi. Ama Hz. Fatıma’yı defnettikten sonra Hz. Ali (a.s) büyük bir hüzne kapıldı, mübarek yüzünden göz yaşları döküldü. Hz. Peygamber’in (s.a.a) kabrine yöneldi, Peygamber’e selam verdi, onunla dertleşti ve içindeki acıları kendisine iletti. Hz. Zehra’nın (a.s) hastalığı zamanında Ali (a.s) merhametli ve şefkatli bir hasta bakıcısı gibi değerli eşine çok iyi bir şekilde baktı. Hz. Fatıma’nın tavsiyeleri üzere onu geceleyin defnetti. Kabrini gizledi, Hz. Fatıma’nın bu vasiyetinin yerine gelmesi ve kabrinin gizli kalması için kabirleri yararak Hz. Fatıma’nın kabrini bulmaya çalışanlara karşı sözlü tepki göstermiştir. Nitekim bir rivayette yer aldığına göre, Hz. Ali (a.s) bu olaydan haberdar olunca, zor anlarda ve savaş zamanlarında giydiği elbisesini giyerek kızgın bir halde mezarlığa doğru hareket etti. Şahsi kılıcı Zülfikar’a dayanarak şöyle buyurdu: “Ben Ali b. Ebi Talib’im, hangi halde buraya geldiğimi görüyorsunuz. Allah’a yemin olsun eğer bu mezar taşlarından birine dokunacak olursanız, kılıcımla sizinle savaşırım.”[5]

 

Teselli Vermek ve Saygı Göstermek

İnsan hayat döneminde kendisini üzen, kaygılandıran ve etkileyen bir takım olaylarla karşı karşıya gelmektedir. Başkaları tarafından kendisine zulüm edildiğini ve haklarının elinden alındığını hisseden bir kimse ile kendi hakkına ulaşmak ve kendisine yapılan zulmü reddetmek için çaba gösteren ve buna rağmen hakkına ulaşamayan bir kimse şüphesiz bir takım rahatsızlıklara ve kaygılanmalara maruz kalacaktır. Dolayısıyla eğer kadın veya erkek için böyle bir olay meydana gelir ve o kimse üzüntülü bir halde evine girecek olursa, şikayette bulunabilir, eşiyle dertleşebilir, eşinden bu durumda kendisine yardımcı olmasını, savunmasını isteyebilir ve dolayısıyla da bu konuda kendisinden hiç bir şey esirgememesini bekleyebilir. Eşi, bu özel haletlerde şefkat, teselli ve saygı çerçevesinde eşine karşı öyle bir şekilde davranmalıdır ki onun bütün üzüntü ve rahatsızlıklarını ortadan kaldırabilsin.

Dolayısıyla kadın saygı dolu sözlerle eşinin hakkını savunmak hususunda hiç bir kusur etmediğini göstermeli, maslahat olan ve gücü oranında bulunan her şeyi yaptığını ortaya koymalıdır. Hz. Zehra (a.s) babasından sonra malı olan Fedek’in haksız yere alındığını hissedince kendi hakkını savunmak ve malının kendisine geri verilmesi için zamanının halifesinin yanına vardı. Orada sergilediği mantıklı sözleri ve tartışmalara rağmen hakkını alma hususunda başarılı olamadı. Dolayısıyla şiddetli bir rahatsızlık ile eve döndü ve rahatsızlık izharında bulundu. Ali’ye (a.s) hitap ederek şöyle buyurdu: “Hiç kimse beni savunmadı ve onların zulmünü ortadan kaldırmaya çaba göstermedi. Kızgın bir şekilde dışarı çıktım. Perişan, kırgın ve bitkin bir halde geri döndüm. Sen de böylesine perişan oturmuşsun. Sen, Arap kurtlarını avlayan bir kimseydin. Şimdi bir köşeye çekildin. Ey Ali! Sen ne konuşanlara engelsin ve ne de boş lakırdı edenleri dert ediyorsun. Ben kendimi kaybetmiş gibiyim… Seninle böyle konuştuğum için Allah katında özür diliyorum. İster bana yardım et, ister beni kendi başıma bırak. Eyvahlar olsun bana ki, her sabah ümit ve dayanağımı kaybetmiş bulunmaktayım ve pazılarım güçsüz kalmıştır.”

Ali (a.s) ise sevgili eşine saygılı bir ifadeyle teselli verdi ve cevap olarak şöyle buyurdu: “Sana eyvahlar olmasın, düşmanına eyvahlar olsun ey Allah Resulünün kızı! Ey Peygamber’in yadigarı! Hüzün ve gamdan el çek. Allah’a yemin olsun ki ben asla görevimi yapmak hususunda gevşeklik göstermedim ve gücüm dahilinde olan her şeyi yerine getirdim.”

Hz. Ali (a.s) Hz. Zehra’nın rahatsızlık ve şikayeti karşısında öylesine soğuk kanlı, metanetli ve teselli verici bir tonla konuşmaktadır ki Hz. Fatıma sakinleşmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Allah, bana yeter. Onların işini Allah’a bırakıyorum.” Böylece de Hz. Fatıma (a.s) sustu. [6]

Ali (a.s) sürekli olarak Peygamber’den sonra Fatıma’nın artan hüzün ve rahatsızlıklarını gidermeye çalışıyordu. Zehra (a.s) değerli babası Peygamber’e (s.a.a) çok büyük bir ilgi duyurdu ve bu yüzden de şöyle buyurmuştur: “Babamın gömleğini bana veriniz.” Peygamber’in gömleğini aldığı zaman da onu o kadar kokladı ki sonunda baygın düştü. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamber’i gömleği ile yıkadım. Hz. Fatıma’nın o gömleği kokladığında bayıldığını müşahade edince, artık o gömleği gizledim.”[7]

Ali (a.s) eşine karşı nasıl davrandığı hususunda ise şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin olsun ki asla Fatıma’yı gazaplandıracak bir şey yapmadım veya hiç bir hususta onu zorlamadım. O da asla beni öfkelendirmedi ve benim batıni isteğimin aksine adım atmadı.”[8]

 

Eşinin İsteğine Teveccühte Bulunmak

İmam Hüseyin (a.s) da eşinin istek, ilgi ve güzel hislerine özel bir teveccüh gösteriyordu ve bazen ashabı ve dostları tarafından kınanma pahasına olsun eşinin meşru ve doğal isteklerine büyük bir saygı gösteriyordu. İmam Bakır’ın naklettiğine göre bir grup kimse, İmam Hüseyin’in (a.s) huzuruna varınca İmam Hüseyin’in (a.s) evindeki güzel ve değerli halıları gördüler ve şöyle arz ettiler: “Ey Allah Resulünün evladı! Biz sizin evinizde hoşlanmadığımız bir takım şeyler gördük. (Yani evinizdeki bu eşyalar, sizin yüce makamınıza yakışır şeyler değildir. ) “ İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: “Biz, evlendikten sonra eşimizin mehirini ödüyoruz ve onlar da bu mehirlerini alarak kendileri için istedikleri şeyleri satın almaktadırlar. O gördüğünüz şeylerin hiç birisi bize ait değildir.”[9]

Başka bir rivayette yer aldığına göre İmam Sadık’a (a.s) , “Çocukların süs ve takısı için altın ve mücevherat almak doğru mudur? “ diye sorulunca İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali b. Hüseyin (a.s) da çocuklar ve eşleri için altın ve gümüş takılar satın alıyor ve bu süslerle onları beziyordu.”[10]

Bu ve benzeri rivayetlerden de açık bir şekilde anlaşıldığı üzere İmam Seccad (a.s) eşinin süslenme duygusuna saygı gösteriyor ve o zamanlar normal olan bir düzeyde ailesi için gerekli olan araç ve gereçleri temin ediyordu.

Hz. Ali (a.s) ise şöyle buyuruyordu: “Allah’a yemin ederim ki asla Fatıma’yı (a.s) üzecek bir şey yapmadım ve onu asla bir işe zorlamadım… O da asla beni üzmedi ve benim batıni isteklerimin aksine bir adım olsun atmadı.”

 

Eşi İçin Süslenmek

İslam fıtrat dinidir ve böyle bir din toplum bireylerinin duygu ve hislerine ilgi göstermelidir. Her kadın ve erkeğin fıtratında güzeli sevme ve güzel görünme duygusu gizlidir. Bu yüzden İslam’da; süslenmek, güzel elbiseler giymek ve güzel kokular kullanmak hususunda bir çok vurgular yapılmıştır. Kadın ve erkeğin birbirleri için süslenmeleri ve zahirlerini cezzab, sevimli ve güzel kılmaları istenmiştir. Bu iş, karşı tarafın istek ve ilgisine saygı göstermek olduğu gibi, toplumda iffet ve namus duygularını da güçlendirmektedir. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Elbiselerinizi temiz tutunuz. Saçlarınızı tıraş ediniz. Temiz ve süslü olunuz. Zira İsrail oğulları böyle yapmadıkları için kadınları kötü yollara düştü.”[11]

Bu bağlamda İmamlar (a.s) da bu konuya çok büyük ilgi gösteriyorlardı. Eşleri için süsleniyor, temiz ve düzenli tutuyorlardı. Uygun elbiseler giyiyor ve saçlarını boyuyorlardı.

Hz. Musa b. Cafer’in (a.s) dostlarından biri olan Hasan b. Cehm şöyle diyor: İmam Musa b. Cafer’in (a.s) saçlarını boyadığını gördüm ve şöyle dedim: Fedan olayım. Siz de mi kına sürüyorsunuz? “ İmam şöyle buyurdu: “Evet, insanın derli toplu ve tertemiz olması, kadınların iffetini arttırır. Bazı kadınlar, eşleri derli toplu ve tertemiz olmadıkları için iffetlerini yitirmişlerdir.” İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: “Eşini süslenmemiş halde görmek ister misin? “ Ben, “Hayır” deyince İmam şöyle buyurdu: “İşte o da böyledir.” İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: “Temizlik, güzel koku kullanmak ve saçlarını tıraş etmek peygamberlerin ahlakındandır.”[12] Başka bir rivayette ise İmam Bakır’ın (a.s) dostlarından biri olan Hakem b. Uteybe şöyle diyor: “Güzel ve süslü bir evde İmam’ı ziyaret ettim. Oldukça şaşırdım. Bazen eve bakıyordum, bazen de İmam’ın elbiselerine. İmam şöyle buyurdu: “Bu nasıl bir haldir? “ ben şöyle arz ettim: “ Giydiğiniz bu elbise hakkında ne diyeyim! Bu gençlerin giydiği bir elbisedir.” İmam şöyle buyurdu: “Ey Hakem! Allah’ın kulları için yarattığı şeyleri haram kılan kimdir. Bunlar Allah’ın kulları için yarattığı şeylerdir. Gördüğün bu ev ve benim bu evde oluşum da işte bu yüzdendir.”

Başka bir rivayette Hasan Ziyat Basri şöyle naklediyor: “Dostlarımdan biriyle birlikte İmam Bakır’ın evine vardım. İmam’ı güzel elbiseler giymiş, güzel bir evde oturmuş ve gözlerine sürme sürmüş bir halde gördüm. İmam (a.s) bizim, onun ev ve elbise durumundan dolayı şaşırdığımızı görünce şöyle buyurdu: “Yarın dostunla birlikte yanıma gel.” Ertesi gün İmam’ın buyurduğu gibi, genelde bulunduğu evinde kendisini ziyaret ettik. O evde, hasırdan başka bir şey olmadığını ve İmam’ın kaba elbiseler giydiğini gördük. İmam şöyle buyurdu: “Dün ben eşime ait evdeyken yanıma geldiniz. O evde bulunan şeyler de eşime aittir. Ben süsleneyim diye o da süslenmişti. Dolayısıyla kafanızda bir şüphe oluşmasın.” Ben şöyle arz ettim: “Allah’a yemin olsun ben şüphelenmiştim. Ama şimdi hakikati söylediğiniz gibi olduğunu anladım ve Allah bu şüpheyi içimden giderdi.”[13]

Mezkur rivayetler dikkatle incelendiği taktirde açıkça İmamlar’ın (a.s) eşleri için süslenmeye ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Öyle ki bazen dostları bile şaşırarak, elbise ve evleri hakkında soru soruyorlardı. Belki de İmamlar (a.s) bu davranışlarıyla eşine karşı ilgisiz kalma adetini yermek ve bu konudaki gerçek İslami mantığı ortaya koymak istiyorlardı. Dolayısıyla daha önce de belirttiğimiz gibi İslam dini, fıtrat dinidir. Böyle bir din toplum bireylerinin duygularına mutlaka ilgi ve özen göstermelidir.

 

Hataları Görmezlikten Gelmek

Uzun süre birbiriyle yaşayan ve bir çok şeylerde ortak menfaatleri olan kimselerin hata yapması ve sürçmesi normal bir şeydir. Dolayısıyla affetmeli ve birbirlerinin hatalarını görmezlikten gelmelidirler. Yanlışlıklarını birbirlerinin yüzüne vurmamalı, kınanmamalıdırlar. Kadın ve erkek belli şartlar altında birbirinden duydukları çirkin sözleri metanet ve kalp genişliği ile karşılamalı, soğukkanlılık ve tatlı dillilikle eşini bulunduğu rahatsızlık durumundan uzak kılmaya çalışmalıdır.

Masumların (a.s) siretinde okuduğumuz gibi eşleri bazen hata ettikleri ve eziyette bulundukları halde affedici olmuşlar ve hatalarını görmezlikten gelmişlerdir. İshak b. Ammar şöyle diyor: “İmam Sadık’a (a.s) , “Kadının erkek üzerindeki hakları nedir ki bu hakları eda ettiği taktirde iyilik sahiplerinden sayılsın? “ diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Yiyecek ve giyeceklerini temin etmelidir. Bir hata yaptığı taktirde onu affetmelidir.” İmam daha sonra şöyle buyurdu: “Babam İmam Bakır’ın (a.s) eziyet eden bir eşi vardı. Ama babam her zaman ona karşı affedici davranırdı.”[14]

 

Özet

Bu aktardığımız bilgiler ve masum İmamlar’ın sözlerinden de anlaşıldığı üzere kadınlar, tümüyle riayet edilmemiş gereken bir takım haklara sahiptirler. Şahsiyetlerine saygı gösterilmeli ve isteklerine cevap verilmelidir. Kadınların güzelliği sevme duygularına değer verilmeli, önemsenmelidir. Onlara hayata bağlanacakları ve aile ocağına sevgi havasının hakim olacağı bir tarzda davranılmalıdır. Masum İmamlar (a.s) eşlerinin isteklerine o kadar özen gösteriyorlardı ki aralarında görüş farklılığı ortaya çıktığı taktirde, eşlerinin isteklerine öncelik hakkı tanıyorlardı. Örneğin erkek ve kadının yemek hususunda ihtilafa düştükleri her hususta İmamlar (a.s) kadının isteğinin öne geçirilmesinin daha iyi olduğunu ve böyle davranan bir erkeğin mümin sayıldığını dile getirmişlerdir. Aynı şekilde tam tersine kendi istediği yemeği kadına zorla yediren erkeğin bir tür nifak ehli olduğunu bildirmişlerdir.

İmam Sadık (a.s) , İslam Peygamberi’nin (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Mümin, ailesinin isteği esasınca yemek yer. Münafık ise ailesini kendi zevki esasınca yemek yemeğe zorlar.”[15]

Bazı rivayetlerde ise önemle vurgulandığı üzere erkek eve girdiği zaman eşine onu rahatsız etmeyecek şekilde davranmalıdır. Hakeza eve girdiğinde eşini öyle bir şekilde haberdar kılmalıdır ki üstü başı uygunsuz bir halde bulunduğu taktirde kendine çeki düzen verebilsin. Hakeza erkek eve girdiği zaman, eşine saygı göstergesi olarak selam vermelidir.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Erkek eve girdiği zaman, eşine selam vermeli, eve girmeden önce ayaklarını yere vurarak veya öksürerek geldiğini haber vermelidir. Böylece eşini istemediği bir halde görmekten korunmuş olur.”[16]

Hz. Ali (a.s) ise şöyle buyurmuştur: “Ben evde mercimek ayıklarken Fatıma ise yemek yapıyordu. Derken peygamber (s.a.a) eve geldi ve şöyle buyurdu: “Ey Eb’el Hasan! “ Ben, “Efendim ey Allah Resulü! “ diye arz ettim. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bu sözü benden işit ve bu sözü ben Allah tarafından söylüyorum. Ev işlerinde eşine yardımcı olan erkeğe, bedeninde olan her kıl sayısınca bir yıllık ibadet yazılır. Öyle bir ibadet ki gündüzleri, oruç, geceleri namaz ve raz-u niyaz ile geçirmiş gibi olur. Allah ona Davud, Yakub ve İsa gibi sabredenlerin mükafatını bağışlar.”[17]

Bu rivayet eşine yardımcı olmanın önem ve değerini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Başka bir rivayette İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Allah güzel olmayı ve süslenmeyi sevmektedir. Fakir görünmekten nefret etmektedir. Nimetlerinin eserlerini kulunun üzerinde görmekten hoşlanır. Kulunun elbisesinin tertemiz olmasını, güzel koku kullanmasını, evini süslemesini, evini ve etrafını süpürmesini sever.”[18]

Açıkça bilindiği üzere İslam temizlik ve güzelliği kadın ve erkek herkese gerekli kılmıştır. Erkeklerin de böylece Masum İmamların siret ve metoduna uyarak eşlerine İslam, vicdan ve aklın emrettiği şekilde davranmaları, eşlerini değerli bir dost ve hayat arkadaşından da öte, beden ve ruhunun bir parçası sayması ümit edilir. Erkekler eşinin makamına saygı göstermeli ve eşlerine kendilerine davranılmasını istedikleri şekilde davranmalıdırlar.

 

Abdurrahman Ensari Şirazi

 



[1] Vesail’uş Şia, c. 14, s. 123

[2] Müstedrek’ul Vesail, c. 2, s. 551, Bihar’ul Envar, c. 43, s. 31, 38. hadis

[3] Kafi, c. 5, s. 86, 1. hadis; Men la Yehzuruh’ul Fakih, c. 3, s. 169, 3640. hadis, 2. bab; Emali, Tusi, c. 2, s. 274 ve Bihar’ul Envar, c. 43, s. 151, 7. hadis

[4] Bihar’ul Envar, c. 43, s. 50

[5] a. g. e. s. 171

[6] İhticac-i Tebersi, c. 1, s. 281- 282

[7] Bihar’ul Envar, c. 43, s. 157, 6. hadis

[8] Keşf’ul Gumme, c. 1, s. 360

[9] Kafi, c. 6, s. 4 76, 1. rivayet

[10] a. g. e. s. 470

[11] Nehc’ül Fesahat, s. 72, 377. hadis

[12] Vesail’uş Şia, c. 14, s. 183 ve Kafi, c. 5, s. 567

[13] a. g. e. s. 448, 13. rivayet

[14] a. g. e. c. 5, s. 510, 1. rivayet ve Men la Yehzuruh’ul Fakih, c. 3, s. 441, 4528. rivayet

[15] Vesail’uş Şia, c. 15, s. 250

[16] a. g. e.

[17] Avalim’ul Ulum, c. 11, 2. bölüm, s. 500 ve Bihar c. 104, s. 132, 1. hadis

[18] Bihar, c. 79, s. 300



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved