• Tarih: 2010 Temmuz 09

Şahsi tefsir (Tefsir-i re’y) nedir?


           


Soru:

 

Kur’an’ı kendi anladığı şekilde tefsir etmeye kimsenin hakkı olmadığı ve böyle yapanların ahiretteki yerlerinin cehennem olduğuna dair çeşitli rivayetler vardır; şahsi tefsirden ne kastedilmektedir?

 

Cevap:

 

İslam âlim ve tefsircileri hiç kimsenin Kur’an ayetlerini kendi anlayışına göre tefsir etmeye hakkının olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Bu konuda nakledilen rivayetlerin bazılarını burada zikredeceğiz:

 

1- Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Kur’an’ı kendi re’yine göre tefsir eden kimse kendisi için cehennem ateşindeki yerini seçsin.”[1]

 

2- “Kur’an’ı kendi re’yine göre tefsir eden herkes cehennemdeki yerini hazırlamıştır.”[2]

 

3- “Kur’an’ı kendi re’yine göre tefsir eden kimse, her ne kadar doğru dahi olsa yine de yanılmıştır.”[3]

 

Buraya kadar konuyla alakalı nakledilen hadisleri zikrettik şimdi ise re’y tefsiri ya da ilim olmaksızın yapılan tefsirden ne kastedildiğini açıklayacağız. Değerli ve saygın müfessirlerin şahsi tefsir için ortaya koydukları üç yolu kısaca zikredeceğiz:

 

1- Müfessirin şahsi ön yargıları, iki anlamı olan ve birinin belirlenmesinde karine olmayan ya da mana ve hedef açısından müphem ve mücmel olan ve bu iphamın başka bir ayetle giderilmesi gereken bir ayeti kendi inancına uygun olarak tefsir etmesine sebep olur. Başka bir ifadeyle, önceki itikadı ve “şahsi ön yargıları” ayeti (karine olmaksızın) kendi inancına göre tefsir ederek Kur’an’ı kendine hadi ve kılavuz karar kılacağı yerde tıpkı inancına uygun olarak tefsir etmesine sebep olacaktır. Önceki itikadı olmasaydı hiçbir zaman ayeti böyle tefsir etmeyecekti.

 

Bu tür “Tefsir-i Re’y”in örnekleri olarak; “Mutezile”, “Eşaire”, “Bâtıniye” ve “Sufiye” gibi ekollerin takipçileri göze çarpmaktadır. Allah’ın sıfatları, fiilleri ve O’nun mahlûku konusunda önceden özellikle “Mutezile” ve “Eşaire”yi kabul eden müfessirler, özel inançlarına uygulayabilecekleri bir ayetle karşılaştıkları zaman, her ne kadar zahirde inançlarıyla çelişse bile, önceki inançlarının etkisinde kalarak bu anlamdaki tüm ayetleri tabii oldukları mektebin inançlarına göre tefsir etmiş ve kendi inançlarını Kur’an’a göre değerlendirmek yerine, Kur’an’ı kendi inançları gereği tefsir ederek Kur’an ayetlerini heva ve heveslerinin oyuncağı yapmışlardır.

 

“Keşşaf” tefsirinin yazarı Zemahşeri, “Mutezile” mektebi esasınca Kur’an tefsiri yapanların bir örneğidir; aynı şekilde Fahri Razi’nin  “Mefatih-u Gayb” kitabı da, Kur’an ayetlerinin “Eşari” mektebi esasına göre yapılan tefsirin açık bir örneği olarak sayılmaktadır. Bu iki tefsire göre de Kur’an ayetleri yoluyla önceki itikatlarını ispat etmeye çalışmış ve hiçbir zaman önceki kabullerini bırakarak özgürce Allah’ın sıfatı ve kulların fiilleri konusunda gelen ayetlerin bütününü araştırma konusu yapmaya yanaşmamışlardır.

 

Tarih boyunca “Bâtıniye” ve “Sufiye” grupları ve bazı “Felsefeciler” akli ilimlerle alakalı ayetleri önceki inançlarına göre tefsir etmişlerdir. Örneğin Molla Abdürrazık Kaşani, Bâtıniye inanç temelini kendi tefsir esası olarak karar kılmış ve Muhyiddin Arabî ise Kur’an’ın ilahi maarifini, tasavvuf görüşüne göre tefsir etmiştir.

 

Yalnızca özel bir mektebi diriltmek için yazılan bu tür tefsirlerden (mektebin kurucusu caizü'l hata ve masum değildir) bazılarının bir kısmı doğru farz edilse bile yine de genel olarak şahsi tefsirden arınmış olduğu söylenemez.

 

İslam’ın on üçüncü yüz yılının sonları ve on dördüncü yüz yılın başlarında, materyalizm düşüncesi parlamış ve keşifler, yeni buluşlar ve diğer bilimler insanı gölgesi altına almıştır. Böylelikle bazı İslam müfessirleri arasında şahsi yoruma dayanan tefsirler ortaya çıkmış ve sonuç itibariyle materyalistler açısından Kur’an ayetlerine gösteriş kazandırmak için “ruh”, “melek” ve “peygamberlerin mucizeleri” gibi “âlem-i gayb” ve “tabiat ötesi”yle alakalı ayetler özel olarak tefsir edilmiştir. “El Menar” tefsirine müracaat edildiği zaman bizim sözümüzün ne derece doğru olduğunu görmek mümkündür. (Elbette kendi yerinde dikkate alınacak “El Menar” tefsirinin son derece kuvvet içeren noktaları da vardır.)

 

Bu tefsirciler, tabii ve diğer maddi ilimlerin gelişmesinin etkisinde kaldıkları için âlem-i gayb ve tabiat ötesiyle alakalı bir kısım Kur’ani hakikatler, o günlerin maddeci anlayışının keşfettiği ilimlerine uyarlanmış ve örneğin melekler tabiatın saklı güçleri şeklinde yorumlanmıştır.

 

Bazı ahlak üstatları, ahlaki meselelere ve nefis tezkiyesine özel dikkat göstermelerinin etkisiyle bazı ayetlerin tefsirinde şahsi yorumlamaya duçar olarak “şeytanı” nefs-i emmare olarak yorumlamış ve nefs-i emmareden başka şeytanın varlığını inkâr etmişledir.

 

Bazen bir kısım müfessirlerin “Haddini aşan firavuna git” ayetindeki firavunu, haddini aşan nefis şeklinde yorumlayarak "Bu ayet, özel bir şeytanla değil, nefis tezkiyesi ve ruhi arınmayla ilgidir." dedikleri de görülmüştür.[4]

 

Bu tefsirlerin tamamı, ön yargıların ya da ortamın etkisi sebebiyle ayetin zahiri anlamından el çekip, zahirin çelişiğindeki şahsi yoruma dayanan tefsirlerdir.

 

2- Şahsi yoruma dayanan tefsir için yapılan diğer bir tanım da şöyledir: Bir ayetin ilk anlamına (bu alanda gelen kesin deliller ve Kur’an’ın başka ayetlerini dikkate almaksızın) tabi oluruz. Tıpkı Allah’ın cisim olduğunu nefyeden ilmi deliller ve apaçık ayetleri görmezlikten gelip kinaye ve mecaza delalet eden bazı ayetlerin tamamının zahirlerine göre bu ayetleri, Allah’ın cisim olduğuna dair delil olarak gösterdiğimiz gibi… Örneğin, “Allah’ın eli sizin üzerinizdedir” ayeti gereğince Allah’ın elinin olduğunu söyleyebilir miyiz? Hâlbuki hiç şüphesiz bu ayetteki “el”den Allah’ın eli değil, mecazen O’nun kudreti kastedilmektedir.

 

3- Şahsi yoruma dayanan tefsir hakkında yapılan üçüncü tanım ise, Kur’an’ın tefsirinde Kur’an’ın kendisinden başka bir şeyden yardım istememektir. Bu görüşe göre, Kur’an ayetlerinin tamamı – hükümlerle ilgili ayetin dışında – ayetlerin iphamını ortadan kaldırabilir ve Kur’an'ın tefsirinde sahabe ve tabilerin sözüne hiçbir ihtiyaç yoktur.[5]

 

“Keşfu’z-Zunun” un müellifi[6] “Tefsir-i Re’y”in beş kısmını da zikretmiştir bunların temeli bizim zikrettiklerimizdir.

 

Burada şu konunun hatırlatılması gerekmektedir: Açıkladığımız şahsi yoruma dayanan tefsir çeşitleri içinde İslam müfessirleri hiçbir zaman "Peygamber (s.a.a) bundan “akli tefsiri” kastetmiştir" şeklinde bir şey söylememişlerdir. Eğer böyle söylemiş olsalardı onlara hamle ederek şöyle derlerdi: “Onlar halkın anlamaması için böyle söylemişlerdir zira orta çağdaki Tevrat ve İncil'i ellerinde bulunduran keşişler de bu semavi kitabı ellerine almak için Kur’an’ı anlayıp düşünmeyi men etmekle toplum arasında sadece cismi kalan ve ruhu değiştirilen bir kitabın olmasını ve lafızlardan ibaret ve ahenkli mukaddes zikirler şeklinde anlaşılmaz bir şekle dönüşmesini istemişlerdir.”

 

Şahsi yoruma dayanan tefsir hakkında konuşan İslam müfessirleri, konuyla ilgili hadisleri bu şekilde mana etmemişlerdir, aksine İslam tefsircileri ve özellikle Şia âlimleri “akıl”ı ilahi hüccet ve kesin delillerden biri olarak bilmiş ve Kitap, Sünnet ve İcma’nın yanında zikretmişlerdir.

 

Arap kültüründe Kur’an ve hadisin lafızları için tefsir yazılmıştır ve Arap kültüründe “Re’y” kelimesi zan, tahmin ve sanı olarak mana edilirken,[7] nasıl olur da müfessirler, Peygamber (s.a.a)’in hadislerinde gelen “re’y” lafzını akıl olarak tefsir etmektedirler!

 

Eğer bir grup (Ahbariler) füru' ve ameli hükümlerle alakalı ayetlerin zahirine amel etmiyorsa bu, onların Kur’an’ı akılla tefsir etmemeye inandıkları için değil, "Bu tür ayetlerde nasıh - mensuh, genel - özel ve mutlak - mukayyet vardır ve Ehl-i Beyt İmamları (a.s)’na müracaat etmeksizin bu ayetlerin akılla belirlenmesi bizim için mümkün değildir" şeklinde inandıklarından dolayı bu ayetlerin zahirine amel etmemektedirler.

 

Bunlar bir yana ismi belli olmayan birkaç kişinin böyle bir sözü söylemiş olduğunu farz etsek bile tüm İslam asırlarında İslam âlimlerinin, halkı Kur’an’ı anlamaktan alıkoydukları gibi asılsız bir atıfta bulunmak doğru mudur? Hâlbuki bu âlimlerin bizzat kendileri, dünyanın çeşitli dillerinde Kur’an’a tefsir yazmışlardır. İslam âlimlerinin şimdiye kadar Kur’an’a yazdıkları tefsirlerin sayılarını bilmek isteyenler “Keşfü’z-Zanun” ve “Ez-Zeria” kitaplarına müracaat edebilirler.[8]

 

Kur’an’ın, İncil ve Tevrat gibi onların tekelinde olduğunu düşünüyorlarsa o halde niçin dünyanın çeşitli dillerinde bu semavi kitaba tefsirler yazmış ve Kur’an ayetlerinin özelliklerinin tamamını akli ve nakli açıdan söz konusu etmişlerdir.

 

Böyle söyleyen kimsenin bir diğer hatası da,“Kur’an’ı kendi re’yine göre tefsir eden kimse kendisi için cehennem ateşindeki yerini seçsin.” hadisi şerifindeki “felyetbevve’e” kelimesini “doldurmak” şeklinde mana etmesidir. Hâlbuki “tebevve’e” kelimesi doldurmak anlamına değil, “yer seçmek” anlamına gelmektedir. (Bu iddiada bulunan kimse, söz konusu hadisi “makatına ateş doldurmuştur” şeklinde mana etmiştir).

 

Daha ötesi bu sözü söyleyen kimse “makat”  kelimesini insanın özel yeri (arkası) anlamında kullanmıştır hâlbuki kesinlikle kelimenin anlamı bu değil, hadiste "oturacak yer" anlamındadır. Aşağıdaki ayette hem “tebevve’e” hem de “makat” kelimesi bizim söylediğimiz gibi yer almaktadır: “Hani sen erkenden ailenden ayrılmıştın, (Uhud’da da) müminleri savaş üstlerine yerleştiriyordun.”[9]

 

Buna göre, hadisin doğru anlamı şöyledir: “Kur’an’ı kendi re’yine göre tefsir eden kimse kendisi için cehennem ateşindeki yerini seçsin" veya "kendisi için cehennemdeki yerini hazırlasın.” (Hadisi böyle mana etmeleri onların Arap gramerinden habersiz olmalarının bir delilidir.)

 

 

Tefsir, soru ve cevap, Ayetullah Mekarim Şirazi ve Ayetullah Cafer Subhani

 

 



[1] İlmi kitapların birçoğunda Peygamber (s.a.a)’in bu hadisi nakledilmiştir.

[2] Camiu’l Beyan, c. 3, s. 32.

[3] Et Tibyan, c. 1, s. 3, bu konuda rivayet edilen diğer hadisleri görmek isteyenler Tefsir-i Burhan’ın birinci cildinin 18 ve 19. sayfalarına müracaat edebilirler.

[4] Berahinu’l Kur’an, s. 55.

[5] El Mizan, c. 3, s. 85-86.

[6] Mukaddime-yi Mecmeu’l Beyan, s. 6.

[7] Müfredat-ı Ragıp, “re’y” maddesi için şöyle demektedir: “Re’y, önermenin bir tarafını zan ve tahmine göre seçmektir.”

[8] Bk. Keşfu’z-Zunun, c. 1, s. 302-316; Ez-Zeria, c. 4, s. 231-345, müellif; Allame Mütebehhir Merhum Hacı Ağa Bozorg-i Tahrani.

[9] Âl-i İmran Suresi, 121. ayet; Mecmeu’l Beyan, c. 15, s. 495 ve Müfredat-ı Ragıp, s. 69 ve Yusuf Suresi'nin tefsirine müracaat ediniz.



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved