• Tarih: 2010 Nisan 16

Kur’an’ın Evrenselliğinin Sırrı (3)


           

 

Üçüncü ve Son Bölüm

 

7-Açıklamada Kötü Sözlerden Kaçınmak (Güzel Sözlülük)

Kur'an-ı Kerim, kafirleri ve münafıkları yerme konusunda çeşitli ifadelerden yararlanmıştır. Ancak, hiçbir zaman kötü, çirkin, küfür ve sövgü içerikli kelimelerden yararlanmamıştır. Hatta bu konuda müminlerden de müşriklere çirkin söz söylememelerini isteyerek, En'am suresinin 108. ayetinde şöyle buyurmuştur:

"Allah'tan başka yalvardıkları şeylere sövmeyin. Yoksa onlarda bilgisizce düşmanlık edip Allah'a söverler."

Kur'an-ı Kerim'de, hiçbir topluluk renk, dil, kavmiyet, milliyet gibi şeylerden dolayı yerilmemiştir. İnsanların üstünlük değeri, takva (sakınmak) olarak bildirilmiştir. Hucurat suresinin 13. ayetinde şöyle buyurlumaktadır:

"Allah katında en seçkininiz en çok sakınanızdır."

Tevbe suresinin 97. ayeti ile ilgili olarak ise reel bie tümce olduğu söylenmiştir. Yani burada bilgisizce yaptıkları davranışlardan dolayı Kur'an'ın iniş çağında çölde yaşayan özel bir gruba hitap edildiği söylenmiştir.[1]

Ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

"Çöl arapları küfür ve ikiyüzlülük yönünden daha şiddetli; Allah'ın resulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah alimdir, hakimdir."

Öte taraftan Kur'an-ı Kerim, toplumsal gruplar padişahlar ve ünvan sahibi kişileri hiçbir şekilde övmemektedir. Varlıkları ve yöneticileri ileri gelenler olarak zikretmektedir ki, bu adı geçen kimseler peygamberlerin (a.s) davetleri karşısında yer alarak, davetlerine engel olmuşlardır. Genellikle Peygamberleri (a.s) izleme konusunda öncülük eden zayıf ve fakir kişiler ise övmektedir.

En'am suresinin 52. ayetinde, Peygamber Efendimiz’i (s.a.a) uyarırcasına, müşriklerin baskısıyla yoksul kişileri bırakmamasını isteyerek şöyle buyurmuştur:

"Sabah akşam, yüzünü isteyerek Rablerine yalvarıp yakaranları kovma."

Abdullah İbn-i Ümmi Mektum isimli kör fakire az ilgi ya da ilgisizlikten dolayı böyle bir davranışı yeren, "Nebe" suresi inmiştir.[2] Bütün bunlar, çeşitli oluşumlar karşısında olumlu davranışları göstermektedir.

Öte taraftan Kur'an-ı Kerim, gizli olarak yapılan tuvalet ihtiyacını giderme ve karı koca ilişkileri gibi özel konuları da zikretmiştir. Bu konuların zikredilmesinin nedeni yol göstericiliğin gerekli olmasından dolayıdır. Ancak tam bir nezaket ve incelikle bu konuları açıklamaktadır. Genellikle bu konuları, kinayeli ifadelerle zikretmektedir. Örnek oalrak, Maide suresinin 6. ayetinde yer alan "gait" kelimesinin asıl anlamı "çukur yer"dir. Bu ifade de tuvalet kastedilmektedir. Çünkü Kur'an'ın indiği çağdaki araplar ihtiyaçlarını gidermek için çukur yerlerden yararlanıyorlardı. Dolayısıyla ayetin meali şöyle olmaktadır:

"Sizden biri, çukur yerden (tuvaletten) gelirse"

Aynı şekilde, karı koca ilişkilerinde de dokunma, el, sürme, bozulma, gitme, işe kalkışma ... gibi kinayeli ifadelerden yararlanmıştır.

Kur'an-ı Kerim'in ders verici sahnelerinden biri de, Yusuf'a (a.s) karşı Züleyha'nın aşk ve şehvetini açıkladığı olayda gerçekleşmiştir. Belki, Züleyha'nın Yusuf'a (a.s) olan aşkının öyküsü, aşk öykülerinin arasında benzeri az görülmüş ya da benzeri görülmemiş bir aşk öyküsüdür. Bu aşk öyküsünün doruğa ulaştığı bir zamanda, Züleyha muradına ulaşmak için kapıları kapatmış ve kendini hazırlamıştır. Bu öykü; öykü yazarları şairler, film senaristleri... tarafından bütün ayrıntılarıyla heyecan verici bir dille kaleme alınarak anlatılmıştır.

Ancak Kur'an-ı Kerim, öykü öyle olmasına ve yanlış yapılma olasılığı bulunmasına karşın, tam bir nezaket ve incelikle Yusuf suresinin 23. ayetinde şöyle dile getirmiştir:

"Yusuf'un evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kiltlendi. "hadi gel" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım, Rabbim beni güzelce barındırmıştır. Şüphesiz zalimler kurtuluşa ermezler."

Kur'an-ı Kerim, ilahi olmayan bir kitap olsaydı, kesinlikle böyle temiz ve güzel anlatılamaz, içinde bir çok yanlışlar ve basit ifadeler bulunurdu.

İnsan eksenli fikirlerden oluşan eserlere ve yazılara baktığımız zaman böyle yanlışları görmek mümkündür.

Çağdaş Farsça edebiyatı üstatlarından olan Doktor Rezmcu, "Ahlaksal açıdan eski Farsça şiirleri değerlendirme" adlı kitabında büyük şairlerin şiirlerinde içine düştükleri yanlışları on adet olarak açıklamıştır. Onlardan bazıları şunlardır:

-İktidar sahiplerini övmek

-İçki ve sarhoşluğu övmek

-Mecazi aşklara çağırmak

-Akılcılığı küçümsemek

-Cebr eksenli düşünceleri üstün tutmak

-Kadınları küçümsemek

-İffetsiz, hoş olmayan kelimeler kullanmak

Doktor Remzcu, İran şairleri arasında temiz düşünceli, hoş sözlü olarak tanınan Tus üstadı Firdevsi ve Mesnevi'si başından sonuna kadar hikmet ve öğüt olan Mevlana Celalettin Rumi'den, ahlaksal sınırları zorlamış ve hoş olmayan kelimelerle yazılmış olan şiirleri de nakletmiştir.

Aynı şekilde Sina Gaznevi, Nizam-i Gencevi, Abdurrahman Cami ve ... gibi büyük şairlerden de kadınları yeren ve küçümseyen şiirler nakletmiştir.

Ancak, Kur'an-ı Kerim açık olarak erkek ve kadının aynı cevherden yaratıldığını buyurmaktadır. Ehl-i Beyt'ten (a.s) nakledilen rivayetlerde kadının, ademin sol omurga kemiğinden yaratıldığı konusundaki ileri sürülen düşünceye karşı mücadele edildiği de görülmektedir.

Bu şekilde yanlış ve insafsız düşüncelerin, yahudi dostu alimlerin yardımıyla Tevrat'tan alınarak, İslami metinlere ve şiir kültürüne katıldığını bilmekteyiz.

Hatta Hafız gibi Farsça gazelin üstadı sayılan büyük bir şair de divanında, başından sonuna kadar hikmet dolu sözler ve onurlu şiirler bulunmasına karşın, Şah Sucağ (Ö. 786 H:) ve Şah Yahya (Ö. H. 789) ve... gibi zamanının şahlarını ve yöneticilerini övmüştür. Maaşa ihtiyacı olması ve şartların gerektirmesinden dolayı Hace Şirazi de övmeye zorlanarak zamanının iktidar sahipleriyle iyi geçinmeye mecbur edilmiştir.

Yazarın bu örnekleri belirtmesinin nedeni, meşhur şairlerin ve İran'ın kültürünü oluşturan büyük insanların değerini okuyucuların gözünde küçültmek değildir. Şiirlerinde bulunan hikmetli sözlerin yanısıra, insan olmasından kaynaklanan bazı hataların da bulunduğunu göstermektir.

Yazarın aslında üzerinde durduğu konu şudur:

Kur'an-ı Kerim'de başından sonuna kadar incelendiği zaman, niçin böyle yanlışlar görülmemektedir? Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarının tamamı, niçin ayıpdan uzak ve mükemmeldir? Acaba bunların, ilahi olmasıyla bir ilgisi olmayabilir mi? Acaba bunların Kur'an-ı Kerim'in evrensel ve ebedi olmasında, önemli bir rolü yok mudur?

 

8-Estetik Açıdan Güzel olan Öğelerden Yararlanmak

Gerçeklerin çoğu güzeldir. Ancak aynı zamanda güzel bir şekilde sunuldukları zaman güzellikleri mükemmelleşir. Yani konunun içeriğine ilave olarak, sözün yapısı da mükemmel olmak zorundadır.

Sahi, İmam Ali'nin (a.s) hutbeleri niçin mükemmeldir? Merhum Kuleyni, Tevhid hutbesini naklettikten sonra, onun hakkında şöyle söylemektedir:

" Peygamber sözü hariç bütün insanlar ve cinler toplansalar, tevhidi, İmam Ali (a.s) (anam, baban ona feda olsun) gibi açıklamak isteseler, asla bunu yapamazlar.

Sadr'ul-Müteeelihin (Molla Sadra) Usul-i Kafi'nin bu bölümünün şerhi konusunda, Merhum Kuleyni ile aynı fikirde olduğunu açıklamasını karşın Peygamber efendimiz (s.a.a) hariç öteki peygamberlerin hepsinin ismini bu listeye eklemediği için de eleştirmektedir.

Cahız, niçin "İmam Ali'nin (a.s) Nehc'ül-Belağa'sında yalnızca, "herkesin değeri yaptığı güzel işleri üzeredir" tümcesi olsaydı, sözün sahibinin ve kitabının değerini, yüceliğini göstermek için yeterli olurdu" şeklinde inanmaktadır?

Merhum Seyit Razi, niçin "hedef ulaşmak için hafifleyiniz" tümcesine gelince, onu şu şekilde övmektedir? "Bu söz, yüce Allah'ın kelamı ve Peygamber efendimizin (s.a.a) sözleri hariç, bütün sözlerle kıyaslansa da onlardan üstün olduğu anlaşılacaktır. Hiçbir kimseden kısa olmasına karşın böyle mana yüklü, kapsamlı ve berraklığıyla doyurucu bir tümce duyulmamıştır.

Ya da dünyayı yerme konusunda olan "Garra" hutbesini naklederken şöyle söylemektedir: "Bu hayret verici hutbelerden birisidir... İmam (a.s) bu hutbeyi okurken insanların tüyleri diken diken olmuş, gözlerden yaşlar akmaya başlamış, kalpler titremiş. Dolayısıyla bazıları bu hutbeye "Garra" yani “harika söz” adını vermişlerdir."

Kuşkusuz, tümcenin içeriği ve anlamının yüce olmasının yanısıra, şekil güzelliğiyle birlikte ruhu okşayan hoş bir ritmi de bulunmaktadır.

Başka bir örnek vermek istiyorum. Farsça, birçok şiir ve nesir kitabı vardır. Hatta nesir içerikli edebiyat kitapları da az değildir. Ancak, Sadi'nin Gülistan'ının Farslar ve Farsça bilenler için ayrı bir özelliği ve yeri bulunmaktadır. Acaba onun önemsenmesinin özelliklerinden biri de güzel ve etkili şeklinden dolayı değil midir?

Biz ve Farsça bilen herkes, Farsça nazım ve nesirin zarifliğini, tatlılığını, etkisini bilmekteyiz. Kuşkusuz, estetik öğelerden yararlanılması, etkili ve kalıcı olmaları konusundaki en önemli etkendir.

Hafız'ın dünyaca ünlü meşhur bir şair olmasının ve şiirlerinin de kalıcı olmasının nedeni, hoş içerikli ve İslam irfanın en güzel değerlerini kullanmasının yanı sıra, büyüleyici ve şaşırtıcı bir güzelliğe sahip olmasıdır.

Dünyanın çeşitli edebiyatçılarının ve şairlerinin divanları ve kitapları da böyledir. Dolayısıyla hoş içerikli olan şiir ve nazım gibi güzel sözlerin kalıcı olacağını söylersek abartmış olmayız.

Bu açıklamalardan sonra, Kur'an-ı Kerim'i incelediğimiz zaman, güzel sözler halkasının en başında yer aldığını görürüz. Kur'an, dost düşman herkesin itirafına göre, Arap dilinin şaheseridir. Hatta onu dünya edebiyatlarının ve dillerinin şah eseri olarak bilmek gerekir.

Çünkü, Arapça olması, Peygamber efendimizin (s.a.a) muhataplarının arap olmalarından dolayı gerekmiştir. Bu bağlamda, indiği yerin (ya da Arapçanın) güzelliğiyle direkt oalrak ilgisi yoktur. Daha açık bir ifadeyle, Kur'an-ı Kerim, öteki dünya dillerinin herhangi birisiyle inmiş olsaydı, sözün içeriğinin derin olması, zamanın şartlarına karşı uyumluluk, tümcenin en güzellerinden yararlanmak konularında da bütün dillerden öne geçerdi.

Belki, Kur'an-ı Kerim'in güzelliğini şöyle anlatmak mümkündür: "Yüce Allah güzel ve mükemmeldir. Kur'an-ı Kerim, yüce Allah'ın sıfatlarının ve fiillerinin ortaya çıktığı yerdir. Netice olarak, Kur'an-ı Kerim'i yüce Allah'ın güzelliklerinin ortaya çıkış yeri olarak bilmek mümkündür.

Evet, Kur'an-ı Kerim'in güzelliğini resmetmenin mümkün olmaması, delillerini ve anlamlarını nitelendirmenin olanaksız olması, sözün sahibinin güzelliğinin ve yüceliğinin ne ölçüde olduğunu göstermektedir. Şöyle söylemişlerdir:

"Konuşursanız tanırsınız. Çünkü kişi dilinin altında yer alır."

Şimdi, Kur'an-ı Kerim'i açarak, güzelliklerinin bir bölümünü okuyacağız.

 

Kur'an'ı Yüceleştiren Ayetler

"Hayır; çünkü o (Kur'an) bir öğüttür. Artık dileyen, düşünüp-öğüt alsın. O (Kur'an) şerefli üstün sahifelerdedir. Yüceltilmiş, tertemiz kılınmış. Katiplerin ellerindedir. Üstün değerli (Abese /11-16)

 

Kıyamet Olaylarını Nitelendirme

"Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar kararıp döküldüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman. Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman, Vahşi hayvanlar, toplandığı zaman, denizler tutuşturulduğu zaman, Nefisler, birleştiği zaman." (Tekvir, 1-7. ayetler)

 

İnsanın Nankörlüğü

"Kahrolası insan, ne kadar nankördür. Onu hangi şeyden yarattı. Bir damla sudan yarattı da onu bir ölçüye bir biçime soktu. Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü böylece kabre gömdürdü. Sonra dilediği zaman diriltir. Hayır; ona emrettiğini yerine getirmedi."

 

Önceki Günahkar Toplumların Başlarına Gelen Azaplar

(Ahkaf / 4-8)

 

Yüce Allah'ın Nimetlerini Açıklayan Ayetler

(Nebe / 6-15)

 

Ahlaksal Öğretiler

(İsra / 29, 31, 34, 35, 37)

 

Bu ayetler, bir kimse için tercüme edilmese ve Arapçayı bilmediği için anlamını da anlamasa bile, ruhunun derinliklerinde programlanmış olan güzeli tanıma duygusundan dolayı zarafetini anlayacaktır.

Dolayısıyla, Reci Belaşer gibi Avrupalılara, Kur'an-ı Kerim konusunda "Arapça bilmeyen Avrupalı dinleyiciler bile, Kur'an-ı Kerim'in bazı surelerinin okunuşunu dinleyince etkisi altında kalmaktadırlar" şeklinde açıklama yaptıkları için şaşırmamız gerekmektedir.

Kant Ger, Müslüman olmasının nedenlerinden birisini, Kur'an'ın kalbe nüfuz eden güzelliği olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda Kur'an ayetlerinin demir parçacıklarını kendine çeken mıknatıs gibi, kalpleri kendine çektiğine inanmaktadır.

"Ayetlerin güzelliği ne konudadır?" şeklinde bir soru sorulabilir. Cevap olarak, Ayetlerin kalbe nüfuz eden güzelliklerinin en önemlilerini şöyle açıklayabiliriz:

1-Ayetlerin, kısalık ve uzunluk orantılarının benzerliliği:

Kuşkusuz, Kur'an-ı Kerim şiir kitabı değildir. Kur'an, müşriklerin "Kur'an şiir kitabıdır. Ya da Muhammed (s.a.a) şairdir" şeklindeki töhmetlerini şiddetle inkar ederek, Yasin suresinin 69. ayetinde şöyle buyurmuştur: "Biz, O'na (peygamber'e) şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz da."

Buna rağmen, kısalık ve uzunluk konularında ayetlerin birbirlerine benzemesi gibi bazı şiir öğelerinden de yararlanmıştır. Ayet tümcelerinin birbirlerine benzemeleri konusu, bütün ayetlerde uygulanmış bir yasa olarak değil, orantısal olarak gerçekleşmiştir.

Öte taraftan, ayetlerin birbirlerine benzemesine, daha çok Mekke'de inen ayetler konusunda uyulmuştur. Çünkü, İslam'ın başlangıcında, muhataplar daha çok kalbe nüfuz eden sözlerden etkileniyorlardı.

Bu kısa açıklamadan sonra tekrar Kur'an ayetlerini incelemeye dönüyoruz:

"Kella inneha tezkirah" üç kelimedir. Ondan sonraki iki ayette böyledir. "Merfuatin Mutehherah" ayeti ile ayetlerin kelimesi ikiye düşmektedir. Ondan sonraki iki ayette aynı şekilde iki kelimedir. (Elbette "bieydi" kelimesindeki "bi" edatını kelime hesap etmezsek)

2-Fasıla harflerinin uyumluluğu:

Bütün nesir ve nazımların son harflerinde uyumluluk vardır. Uyumluluk, söze ayrı bir güzellik katar. Örnek olarak, şu ayette uyumluluk (Ö) harfi ile "tezkirah... zekerah... mükerrameh.." şeklinde gerçekleşmiştir. Başka bir ayette de uyumluluk (t) harfi ile "kuvvirat, inkederat..süyyirat" şeklinde olmuştur.

Nesir'de sec’ (kafiye) olarak açıklanan Kur'an-ı Kerim'in bu oluşumuna, Kur'an'a saygı açısından ve Kur'an'ı şiir diline ait kafiyeli sözcüklerden uzak tutmak için, "fasıla" adının verildiği söylememiz gerekmektedir.

3-Ritim öğesinden yararlanmak:

Belki ayetlerin estetik güzelliklerinin en önemlisi, özel bir ritim tonundan yararlanılmış olmasıdır. Bu konu, daha çok hoş bir sesle okunduğunda ortaya çıkmaktadır. Kur'an'ın yararlandığı bu özelliğe, Kur'an musikisi denilmektedir. Örnek olarak kıyamet sahnesi vurucu ve ezicidir. Dolayısıyla, "kuvvirat", "suyyirat" ve "uttilat" gibi vuruş özelliği olan kelimelerden yararlanılmıştır.

Yüce Allah'ın nimetlerini hatırlatan ayetlerde ise "mihada", "evlada" ve "maaşa" gibi ritmi zarif kelimelerden faydalanılmıştır.

Öte taraftan, genellikle bütün ayetlerin sonları "mansub", "merfu" ya da "sükun" ile bir önceki ayete uygun bir şekilde sonuçlandığı için insan ruhunu etkileyen bir ritim ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak "hıten kebira.. kane mesula..ehsenu tevila..Len Tebluğe’l Cibale Tula.." gibi ayetlerin mensup olarak okunmaları bir tür müzik oluşumuna neden olmaktadırlar.

Kur'an ayetlerinde var olan estetik öğeler, öylesine çoktur ki Kur'an ilimleri konusunda görüş sahibi olan alimlerin bir çoğu, Kur'an'ın mucizeliğini bu tür öğelerle sınırlandırarak, "beyan icazı" adını vermişlerdir. Dolayısıyla, Kur'an-ı Kerim'in estetik öğelerinin açıklanması için "Meani, Beyan ve Bedii" olmak üzere üç bilim dalı, Abdul Kahir Carcani, Sekkaki ve Taftazani gibi alimler tarafından kurulmuştur.

Alimlere göre Kur'an-ı Kerim, yeterli seçkin kelimeleri hatta en yeterli kelimeleri kullanmıştır. Genellikle sözcük ve tümcenin fesahatini gösteren açık seçik aynı zamanda en güzel ifadelerden yararlanmıştır. Belagat adı verilen muhatabın yapısına uygun şekilde söz söyleme sanatından istifade etmiştir. Bedii güzellikler adı verilen estetik öğeler ve güzelliklerden faydalanmıştır. Bu bağlamda bütün insanların ve cinlerin bu yüce zirveye ulaşamayacaklarına inanmaktadırlar. Zaten Kur'an-ı kerim, insanların ve cinlerin hepsi birleşseler dahi, onun benzeri bir söz getiremeyeceklerini buyurmaktadır. (İsra, 88)

Kuşkusuz, Kur'an-ı Kerim'in böyle estetik öğelerden yararlanması geçmişte, günümüzde ve gelecekte evrensel ve kalıcı olmasının en önemli nedenlerinden biridir.

 

Dr. Ali Nasiri



[1] Et-Tefsir ve’l Müfessirun, c.1, s.106-107

[2] Bu surenin nüzul sebebi hususunda müfessirler arasında farklı görüşler mevcuttur.bkz. et-Tibyan tefsiri, c.10, s.268 ve el-Mizan c.20, s.199



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved