• Tarih: 2010 Nisan 16

Kur'an'ın Evrenselliğinin Sırrı (1)


           

 

İlk Bölüm  

Kur'an'ın mükemmel ve hatasız olmasının yanı sıra en büyük özelliklerinden biri de evrensel oluşudur. Yani Kur'an, özel bir zaman, özel bir toplum veya grup ile sınırlı değildir ve insan hayatının başlangıcından kıyamete kadar gelecek olan bütün toplumlara, kavimlere, dillere ve ırklara hitap etmektedir.

Kur'an, tahrif olmamış tek ilahi kitap olarak, yüce Allah'ın kelamını direkt olarak insanlığın ulaşımına sunmaktadır. Onun yerine başka bir kitapta gelmeyecektir. Bundan dolayı, Peygamber (s.a.a) veda hutbesinde onu, "büyük emanet" olarak isimlendirmiştir.

Bu altın sayfalı ilahi kitap (başlangıcından bugüne kadar), evrenselliğiyle, insanlar içinde huzur kaynağı olmakla, köklü küresel değişikliklerdeki rolüyle, bütün din ve mezhep adamlarının verdikleri önemle insaflı olan bütün okurlara eşsiz olduğunu ispat etmektedir.

Amerikalı tarihçi ve yazar Michael Heart, yıllarca araştırmadan incelemeden, tanınan ve tanınmayan çeşitli sınıflardan insanlarla yaptığı sohbetlerden sonra, insanlık tarihini etkileyen peygamberlerden padişahlara ve buluş sahibi insanlara kadar yüz kişi hakkında "Tarih yazan yüz insan" isimli bir kitap yazmıştır. Bu yüz kişilik gruplandırmanın başında "Muhammed, tarihin en etkileyici insanı" olarak, İslam peygamberinin ismi yer almaktadır. [1]

Aynı şekilde ikinci dünya savaşından sonra, bir İngiltereli yazar, "Dünyayı hareketlendiren kitaplar" isimli bir kitap yazarak, on kitabı, insanlık tarihinin en güzel ve en etkileyici kitabı olarak tanıtmıştır. Bunların içinde ilk başta Kur'an-ı Kerim, ondan sonra da İncil yer almaktadır.[2]

Müslümanların başlangıcından bu güne kadar Kur'an'a verdikleri önemin ölçüsü, anlatılmayacak bir değerdedir. Kur'an'ın tarih boyunca bütün İslami mezhepler ve bütün İslami ilimler öğrencileri için nur kaynağı olduğu iddia edilebilir. Şüphesiz Müslüman âlimlerin bilimsel yazılarının büyük bir kısmını direkt veya endirekt Kur'an'a bağlı konular oluşturmuştur ve de oluşturmaktadır.

Şimdi "Kur'an'ın evrenselliğinin sırrı nedir?" ve "Kur'an'ı evrensel yapan öğeler ve özellikler nelerdir?" sorularını sormamız gerekiyor. Bu yazımızda, bu çok önemli sorulara karşı kısaca cevap vererek, Kur'an'ın evrenselliğinin nedenlerinden olan sekiz önemli nedeni inceleyeceğiz. Kur'an'ın evrenselliğinin sekiz önemli nedeni sırayla şöyledir:

1-Derinlik ve kapsamlılıktan yararlanmak

2-Genel (Makro) bakışlılık

3-Temel sorunlar üzerinde yoğunlaşmak (durmak)

4-Bütün çağların ihtiyaçlarını cevaplamak

5-Deliller ve kanıtlardan yararlanmak

6-Yaratılış ilkelerine dayanmak

7-Açıklamada kötü sözlerden sakınmak (güzel sözlülük)

8-Estetik açıdan güzel olan öğelerden yararlanmak.

Bu nedenlerin ilk yedisi Kur'an'ın içeriği ile ilgili konulardır. Sekizinci neden ise Kur'an'ın şekli ve yapısına bağlı bir konudur.

Şimdi bu nedenleri inceleyeceğiz:

1-Derinlik ve kapsamlılıktan yararlanmak

Kur'an'-ı Kerim, bedevi bir insana göre çok sade ve yüzeysel olan bir kitaptır. Ancak, bir kimse onun ayetlerinin içeriği hakkında düşünmeye başlayınca, ilk bakışta göze yansıyan şeyin tersine, çok derin ve kapsamlı bir kitap olduğunu anlar.

Bundan dolayı, Kur'an-ı Kerim’i, doğa kitabının bir benzeri olarak algılamak mümkündür. Bahçedeki bir ağaçta olduğu gibi doğal oluşumlar, ilk bakışta çok sade ve kapsamlılıktan uzak olarak algılanmaktadır. Aynı zamanda insanı dış görüntüsüyle de aldatmaktadır. Ancak, bir arif (bilge) ve bir biyolog gözüyle bakıldığı zaman, binlerce sırrın onda toplanmış olduğu anlaşılacaktır.

Acaba, doğa oluşumlarının her birinde anlaşılmayan sırların olması, insanları asırlar boyunca düşünmeye zorlaması ve her defasında keşfedilen her sırla birlikte anlaşılmayan ve bilinmeyen bir çok ufuklarının da ortaya çıkması doğru değil midir?!

Bundan dolayı Müminlerin Emiri Ali (a.s) Kur'an'ı işte şu şekilde nitelendirmiştir:

"Görünümü çok güzel, içeriği çok kapsamlıdır."[3]

Doğa kitabı ile Kur'an-ı Kerim arasında birçok benzerliklerin var olduğu görülmektedir. Kur'an'ın, birçok ayette böyle geniş bir kapsamlılığa sahip olmasından dolayı, kendi ayetleri hakkında düşünülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Buna örnek olarak Nisa suresinin 82. ayeti zikredilebilir:

"Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? O, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişkiler bulacaklardı."

Aynı şekilde, bazı ayetlerde de varlık (doğa) kitabı konusunda düşünmeye çağırılmıştır. Örnek olarak Zariyat suresinin 20 ve 21. ayetleri zikredilebilir:

"Yeryüzünde, kesin bir bilgiyle insanlar için ayetler vardır ve kendi nefislerinizde de, acaba görmüyor musunuz?"

Peygamber efendimiz (s.a.a) Kur'an-ı Kerim hakkında şöyle buyurmuştur: "Bütün ayetlerin, dış görünümünün yanı sıra içeriği de vardır."[4]

İmam Ali (a.s) başak bir yerde de Kur'an-ı Kerim'i bilginlerin bilgi susuzluğunu giderme unsuru olarak tanıtmıştır:

"Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'i bilginlerin bilgi susuzluğunu giderme vesilesi karar kılmıştır."[5]

Kur'an-ı Kerim'in bazı sureleri ve ayetleri öylesine derin ve kapsamlıdır ki rivayetlerde, bunların muhataplarının yalnızca ahir zamanda gelecek olan derin ve geniş düşünceli insanlar olduğu bildirilmiştir. Bu konuya ilişkin İmam Seccad'dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

"Yüce Allah, ahir zamanda derin ve geniş düşünceli insanların geleceğini bildiğinden dolayı, İhlâs suresini ve Hadid suresinin ilk altı ayetini onlar için indirmiştir."[6]

Başka bir rivayette de İhlâs suresini okumanın, Kur'an-ı Kerim'in üçte birini okumakla eş değer olduğu bildirilmiştir.[7]

İhlâs suresi gibi beş ayetlik küçük bir surenin, Kur'an-ı Kerim'in anlamlarının ve ilimlerinin üçte birini kendinde toplamış olması ne ölçüde derinlik ve kapsamlılık sahibi olduğunu göstermektedir ve onun derinlik ve kapsamlılığının anlaşılması için ahir zamanda derin ve geniş düşünceli insanların var olmasını da gerekli kılmaktadır. Acaba bedevi bir insanın anlayışı, namazlarda defalarca okuduğumuz bu surenin derinliğini açıklamaya yeter mi?!

Arif, derin ve geniş düşünceli müfessir İmam Humeyni (r.a) bu konuda şöyle demiştir:

"Rivayetlerde, bazı ayetlerin -örneğin İhlâs suresi ve Hadid suresinin ilk altı ayeti gibi- ahir zamanda gelecek olan derin ve geniş düşünceli insanlar için indiği nakledilmiştir. Bu ayetlerin hakikatinin insanlar için, şimdiye kadar olması gerektiği gibi anlaşıldığını sanmıyorum. Kuşkusuz bu konuda hakkında çok konular söylenmiştir. Değerli birçok araştırma da yapılmıştır. Ancak Kur'an-ı Kerim'in ufku bu meselelerden çok daha yücedir. "O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır." (Hadid suresi, 4. ayet) ayeti işte bu tür ayetlerdendir. İnsan, bu ayetlerden ilk ve son yaratıcının Allah olduğunu anlamaktadır. Ancak, bizim ve onların anladıkları gibi konu, yalnızca bu yaratma konusu değildir. Bu konudan daha farklı konular da vardır. "O zahirdir" ayeti kendisi dışındakilerden zuhuru reddetmek istemektedir; çünkü zuhur O’na özgüdür. Konunun hakikati de işte budur."[8]

Kur'an'ın derinlik ve kapsamlılık içinde olması Kur'an'ı evrensel kılmaktadır ve bu açıdan da bilgilerin, Kur'an ilimlerinin her asırda sonsuz olduğunu ve Kur'an ayetleri konusunda gün geçtikçe daha çok araştırmaya muhtaç olduklarını itiraf etmelerine neden olmaktadır.

Müminlerin Emiri Ali'nin (a.s), "Kur'an bilginlerin bilgi susuzluğunu giderme vesilesidir." şeklinde tanıtıcı sözünün sırrı da işte bu konuya dayanmaktadır. Yani Kur'an, öylesine kapsamlı ve onun ilimlerine ulaşmak öylesine zordur ki, bilginler onu okudukları zaman kendilerini susuz hissetmekte ve susuzluklarını gidermek için onun berrak ilimlerinden yararlanmak gerektiğine inanmaktadırlar.

Kur'an işte bu şekilde derinlik ve kapsamlılıktan yoksun olsaydı, zaman süreci içinde ilimlerinin sona ermesiyle kenara bırakılırdı ve toplumsal alanda hiç bir şekilde etkinlik gösteremezdi.

 

2-Genel (Makro) Bakışlılık

Kur'an-ı Kerim, insan eğitici hedefleri doğrultusunda, iyi ve kötü birçok toplumun yaşamlarını yansıtarak, nazil olduğu çağdaki toplumsal sorunlar ve olaylar için de çözümler üretmiş, toplumsal ve bireysel yaşamın temel konularının birçoğunda da köklü kılavuzluklarda bulunmuştur. Öte yandan, dış olaylara ve nüzul çağındaki ihtiyaçlara çözüm üreten ayetlerin varlığı da, tarih süreci içindeki bütün insanlara hitap eden ve evrensel bir kitap olan Kur’an-ı Kerim’i, kısıtlı bir daire içinde ve belli bir çağ ile sınırlandırma tehlikesini doğuruyordu.

Ancak böyle tehlike karşısında Kur’an-ı Kerim tümüyle ayrıntıları incelemekten kaçınarak, bütün bu çağlarda “genel bakışlılık” ilkesini korumuştur.

Bu konunun daha iyi aydınlanması için bu olaylardan bir kaç tanesi örnek olarak zikredeceğiz.

Kur’an-ı Kerim, tekrar edilmesi açısından, Kur’an kıssalarının başında yer alan Musa’nın (a.s) yaşantısıyla ilgili ayetleri yan yana getirmekle, gizli kalmış birçok olayı aydınlatacak şekilde defalarca bu olayları tekrar etmiştir.

Böyle olmasına karşın, Kur’an-ı Kerim birçok soruya da cevap vermemiştir. Çünkü genel bakışlı evrensel bir kitabın bu şekil detaylarla uğramaması gerekiyordu. Cevapsız kalan soruların bazıları şunlardan oluşmaktadır:

1-Hazreti Musa’nın (a.s) annesinin adı nedir? Aile bireylerinin yaşantısı ne şekildeydi? Hazreti Musa’nın (a.s) ve özellikle kardeşi Harun’un (a.s) ölümleri nasıl gerçekleşmiştir?

2-Musa’nın (a.s) çağındaki firavunun adı nedir? Saltanata (yönetime) nasıl ulaşmıştır. Hükümetinin sınırları ne kadardır? Saltanat zamanı ne zamandı?

3-Musa’nın (a.s) ayak bastığı bölgelerin (örneğin Mısır bölgesi, Şuayb diyarı, meşhur Tih çölü, Nil ırmağından geçilen boğaz gibi) belirgin özellikleri nelerdir?

4-İsrail oğullarının insani açıdan bilimsel özellikleri nelerdir? On iki soyun adı nedir?

5-Musa’nın (a.s), Şuayb’ın (a.s) diyarına girişinin ayrıntıları nelerdir? Bu diyarda on yıl boyunca başından geçen olaylar nelerdir? Evliliği nasıl olmuştur? Çocukları var mıydı?

5-Meşhur ağaç ile karşılaşmasının ve peygamber olarak tanıtılmasının ayrıntıları nelerdir? Firavun’u ve dostlarını tevhide çağırmasının ayrıntıları nasıl gerçekleşmiştir?

Kur’an-ı Kerim, Ashab-ı Kehf’in[9] sayılarını cevapsız bırakmakla, böyle konuların insan yetiştiren evrensel bir kitabın makamına yakışmayacağını bu tür ayrıntıların tarihi kitaplarla ve arkeolojik incelemelerle ilgisi olduğunu üstü kapalı olarak belirtmiştir. Oysa yüce Allah’ın kitabından beklenen şey ise, genel bakışlılıktır.

Kur’an-ı Kerim, nüzul çağındaki onlarca olay konusunda da aynı şekilde bu yolu izlemiştir. Bir çok ayetin ve surenin iniş sebebine bakıldığı zaman, Müslümanların bir sorununu çözmek, önemli bir soruya cevap vermek, kâfirlerin ve münafıkların komplolarına karşı davranışlar konusunda yol göstermek için ve...indiğini göstermektedir.

Tarihsel rivayetlerin tamamında genellikle öykünün ayrıntıları ve öyküye konu olan kişilerin isimleri göz önünde tutulmaktadır. Ancak, Kur’an-ı Kerim’de bu olayların ayrıntılarına işaret edilmemiş, hata Zeyd ve Cahş kızı Zeyneb’in öyküsü müstesna, bireylerin isimlerini zikretmekten de kaçınılmıştır.[10]

İşte biz, bu rivayetlerden dolayı ayetlerin ve surelerin iniş sebeplerini bilmekteyiz. Örnek olarak, Nebe suresinin bir ayeti Velid b. Utbe’nin hainlik öyküsüyle ilgilidir.

Alak suresinin 9. ve 10. ayetleri de, “Peygamberimize (s.a.a) karşı Ebu Cehil’in sergilediği davranışlar ile ilgilidir: “Gördün mü menedeni? Namaz kıldığı zaman bir kulu”

Enfal suresinin 27. ayeti Ebu Lubabe’nin ihaneti hakkında inmiştir: “Allah’a ve Resulüne ihanet etmeyin ve emanetlerinize de ihanet etmeyin”

Kevser suresi, As b. Vail’in çirkin sözü karşısında Peygamber efendimizi (s.a.a) sakinleştirmek ve teselli vermek için inmiştir.

Ve....

Ancak, Kur’an niçin bu olayların ayrıntılarını, bireylerin isimlerini, olayların gerçekleştiği yerleri açıklamamıştır? Bunlar, Kur’an-ı Kerim’in “genel bakışlılık” ilkesinin göstergesi değil midir?

Kur’an’ın mantığı bireysel ve toplumsal yaşama ilişkin yol göstericilikte de aynı bu şekildedir. Yani Kur’an-ı Kerim, olayları “genel bakışlılık” çerçevesiyle değerlendirmiştir.

Örneğin, Kur’an-ı Kerim, Nisa suresinin 9. ayetinde “Onlarla güzelce geçinin” şeklinde buyurarak, konunun ayrıntılarına girmeksizin, erkeklerin, kadınlarına güzellikle davranmalarını istemektedir.

Yine Kur’an-ı Kerim, Bakara suresinin 236. ayetinde “Zengin olan kendi gücü oranında ve darda olan da kendi gücü oranında” şeklinde buyurarak, zenginlik ve fakirlik sınırlarını tayin etmeyi zaruri görmeksizin, aile sorunlarıyla ilgilenmenin sınırlarının mali güç ve yeterlilik olduğunu belirtmiştir.

Yine Bakara suresinin 83. ayetinde “İnsanlara güzel söz söyleyiniz” şeklinde buyurarak, toplumsal alanda öğüt vermenin yanı sıra insanların dedikodusunu bırakarak güzel söz söylemeyi de öğütlemiştir. Ancak iyi ve güzel sözün örneklerini belirlemeyi onlara bırakmıştır.

Yine Enfal suresinin 60. ayetinde “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar hazırlayın” diye buyurarak, müminlerin düşmanlara karşı hazırlanmalarını istemiştir ve burada askeri gücün bütün çeşitlerini kaplayan “kuvvet” kelimesini kullanmıştır.

Yine Nisa suresinin 141. ayetinde “Allah kafirlere müminlerin aleyhinde bir yol vermez” diye buyurarak, özel bir çeşidini belirlemeksizin, kafirlerin Müslümanlara karşı elde edebilecekleri üstünlük ve egemenlik çeşitlerinin tamamını yasaklamıştır.

 

3-Temel Sorunlar Üzerinde Yoğunlaşmak

Kur’an-ı Kerim, kendini yol gösterici ve insan eğitici bir kitap olarak tanıtmaktadır.

“Bu kendisinde şek ve şüphe olmayan bir kitaptır. Sakınanlar içni yol göstericidir” (Bakara/2)

“Kuşkusuz bu Kur’an, en doğru yola iletir” (İsra/9)

Gerçekten Kur’an-ı Kerim, insanların toplumsal ve bireysel ihtiyaçlarını en geniş ve en mükemmel bir şekilde açıklayan son kitaptır. İçerisinde Usul, felsefe, ahlak, hukuk ve akait gibi birçok ilim bulunmaktadır.

Bundan dolayı bu ilimlerin ayrıntılarını ve açılımlarını Peygamber’in (s.a.a) sünnetine bırakmıştır. Nahl suresinin 44. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

“Sana bu zikri, kendilerine indirilen şeyi insanlara açıklaman için indirdik”

Evet, Kur’an’ın iniş hedefi ve konularının sınırları şimdi bilindiğine göre, artık burada şu hakikati göz önünde bulundurmalıyız ki Kur’an bütün ayetleriyle kendi hedefi etrafında dönmüş ve göz önünde bulundurduğu konuların sınırını aşmamaya büyük özen göstermiştir.

Bu bağlamda, Kur’an-ı Kerim, kendini her şeyin açıklayıcısı olarak tanıtmasına karşın zorunlu olarak cebir, trigonometri, matematik, geometri, fizik, kimya, tıp, astronomi, jeoloji ve yüzlerce başka bilim hakkında bazı temel ve genel konular dışında hiç bir açıklamada bulunmamıştır. Açıklamada bulunduğu hususları da insan eğitimi hedefi doğrultusunda oldukları için açıklamıştır.

Bu yüzden, Kur’an-ı Kerim’de bilimsel mucizeler konusunda yararlanılan bazı bilimsel konuların bulunduğunu ve bu konuların genellikle, Kur’an’ın temel hedeflerinden olan Allah’ı tanıma ve ayetlerini açıklamak için olduğunu söylemişlerdir.[11]

Örnek olarak, Kur’an-ı Kerim Lokman suresinin 10. ayetinde yer çekimine işaret ederek şöyle buyurmuştur:

“Gökleri sizin görebileceğiniz bir direk olmaksızın yaratmıştır.”

Yasin suresinin 40. ayetinde de gök cisimlerinin yörüngelerine işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Hepsi bir yörüngede yüzmektedirler.”

Müminun suresinin 14. ayetinde de ceninin ana rahmindeki varlığını ve gelişimini betimleyerek şöyle buyurmuştur:

“Sonra nutfeyi, alakaya çevirdik. Alakayı bir çiğnemlik ete çevirdik.”

Bu ayetlerin hepsi, temel hedefin gerçekleşmesi doğrultusundadır. Yani, doğru yolu bulmanın ve olgunlaşmanın en önemli aşaması olan ilahi nimetlere, kudrete ve yüce Allah’ı daha iyi tanımaya insanın dikkati çekilmek istenmiştir.

Her şeyin açıklayıcısı olmanın, bu konuların detaylarına girmemesiyle bir çelişirliği yoktur. Çünkü müfessirler her şeyin açıklayıcısı olmanın anlamını, doğru yol tanıtmak ve istenilen yaşantıyı göstermek şeklinde tefsir etmişlerdir.[12]

Daha açık bir ifadeyle Kur’an, kendisi için özel bir alan tayin etmiştir. Onun alanı, insanlığın ulaşamayacağı ve bilimsel araştırmalarla tesbit edemeyeceği, aynı zamanda insan hayatının bütün boyutlarında da yer alan konulardır. Allah’ı tanıma, ahlaki erdemlerin yollarını bulma, ahiret hayatına iman etme gibi konular, işte bu tür konulardandır ve bu tür konular, insanın bilimsel araştırmasıyla ve aklıyla ulaşabileceği konular değildir. Öte taraftan bu tür konular insanlığın en önemli ihtiyaçlarının bir bölümünü oluşturmaktadır.

Diğer ilimleri ve öğretileri yüce Allah’ın insana bağışladığı akıl gücü ve algılama araçlarıyla anlaması mümkündür. Dolayısıyla, yol gösterici bir kitabın böyle konuları açıklamasına gerek yoktur.

İnsanların temel sorunları üzerinde yoğunlaşması ve özel bir alan doğrultusunda hareket etmesi, Kur’an’ı belirli yasalardan yararlanan bir kitap kılmıştır. Kur’an-ı Kerim, insanların yazdıklarının bir çoğunda olduğu gibi, özel alanının dışına çıkmamış ve muhatabını önemsiz olan sorunlara ve sorulara yönlendirmemiştir.

Örnek olarak, Kur’an ilimlerinin aslı tevhidin aşamalarını açıklamakta ve ona nasıl ulaşacağını belirlemektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, insanların “Allah dışında hiç bir şey varlık konusunda etkili değildir” ifadesinde olduğu gibi tevhidin hakikatine ulaştıkları zaman, Allah dışındaki unsurlara dayanılması sonucunda ortaya çıkan bireysel ve toplumsal sorunların birçoğunun ortadan kalkacağına inanmaktadır. Evet, Kur’an ayetlerinin ve surelerinin yöntemine baktığımız zaman, bu temel yasanın çeşitli şekillerde uygulandığını görmekteyiz. Bu temel konuya bağlılığı da insanın önüne olgu olarak sunmuştur.

Kur’an, dinsel ihtiyaçlar ve temel sorunlar üzerinde durduğu için “hikmete dayalı yöntem” ilkesinden yararlanmıştır. Hikmete dayalı yöntem ilkesinin anlamı, muhatabın sorusuna, istediği kadar değil de ihtiyacı kadar cevap vermektir.

Örnek olarak, Bakara suresinin 189. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

“Sana, doğan aylar hakkında soruyorlar. De ki o, insanlar ve hacc için vakitlerdir”

Aslında soru soranın öğrenmek istediği şeyler, ayın hilalden dolunaya kadar, dolunaydan son üç günlük durumuna kadar çeşitli şekilleri kapsamaktadır. Ancak, Kur’an-ı Kerim, gerçekte temel ihtiyaçlardan biri olarak görmediği bu sorunun cevabının yerine, ayın değişik hallere girmesinin felsefesini, “Ay, insanların zamanı tanımalarına, ibadet günlerini özellikle hacc günlerini belirlemelerine yardım eder” şeklinde açıklayarak cevap vermiştir.

Şimdi şu soruyu sormamız gerekiyor. Kur’an-ı Kerim, temel konular üzerinde durmak yerine, ayrıntılara girseydi ve bütün ilimler ile öğretilerden bir miktar ihtiva etmiş olsaydı yine de ebedi ve evrensel olur muydu ve İnsanların ilgisini bu kadar çekebilir miydi?

 

Dr. Ali Nasıri



[1] Tefsir-i Emsal-i Kur’an, s. 65-66, H.Ş. 7 Mordad 1357 (28/5/1978) sayılı İttilaat gazetesinden naklen 

[2] A.g.e. s. 78

[3] Nehc’ül-Belağa, 18. hutbe

[4] Bihar’ul-Envar, c. 23, s. 197; Besair’ud Derecat, s. 223

[5] Nehc’ül-Belağa, 198. hutbe

[6] Tefsir-i Safi, c. 5, s. 393; Tefsir-u Nur’is-Sekaleyn, c. 5, s. 6 ve 7

[7] Aynı şekilde Kafirun suresinin, Kur’an-ı Kerim’in dörtte biri olduğu şeklinde rivayet nakledilmiştir. Kâfi, c. 2, s. 621; Uyun-i Ahbar’ir-Rıza, c. 1, s. 41

[8] İmam Humeyni’ye göre hidayet kitabı Kur’an-ı Kerim, s. 157 ve 158

[9] Kehf suresinin 22. ayeti bu noktaya değinerek “Onlar hakkında, yüzeysel tartışma hariç, derin münakaşaya girme” şeklinde buyurmuştur.

[10] Ahzab suresi, 37. ayeti

[11] Daha çok bilgi için b.k.z Temhid fi Ulum-i Kur’an, c. 6. s. 6. Ayetullah Marifet bu bilimsel konuları “İşarat-i Abire” adıyla anmıştır.

[12] Mecme’ul-Beyan, c. 6, s. 190; el-Mizan, c. 12, s. 324



  • Sayı(1) AvgRating
    5 5 5 5 5
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved