• Tarih: 2010 Nisan 16

Kur’an Üzerine


           

 

Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmenin sıhhat ve derinliği onun maarif ve öğretilerini idrak ve tanıma derecesine bağlıdır. Tanımın dereceleri olduğu gibi Kur’an-ı Kerim’in tefsirinin de hakikatine yakınlık derecesi ve mertebeleri vardır.

Bazıları Kur’an’ı, onun hakikatiyle kaynaşma ve birleşme sonucunda tanırlar. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve O’nun pak Ehl-i Beyti (a.s) bu zümredendir. Allah’ın (C) kelamının hakikati Resulullah’ın (s.a.a) ruhuna indikten veya mirac sırasında vahiy hakikatinin mülakatına nail olduktan sonra onun için artık bir ilham ve kapalılığın kalmış olması düşünülmez. Marifetin, bilginin aynısı olan o hakikate teslim olan kimse için hiç kuşkusuz ilahi kelam, bütün boyutlarıyla tanınmış olacaktır. Bazıları Kur’an’ı O’nun cemal ve celalini kendi ruhlarında müşahade sonucu tanırlar. Bu cazibe ve kapasitenin, bu parlak nurdan hissesi ve üflenmiş ruhtan nasibi olmayanlar için açıklanması, onlar tarafından idrak edilmesi mümkün değildir.

Üçüncü bir grup ise Kur’an-ı Kerim’i, onun icazlarını çeşitli boyutlarıyla tetkik ve etüt etme sonucu tanırlar. Allah’ın kitabını tanıyabilme erdemine ulaşanların çoğu bu zümredendir.

Birinci gruptakilerin tanıması, aynen marifetullaha Allah’ın zatından hareketle o’na ulaşabilme derecesini elde eden sıddıkların burhanı gibidir. İkincilerin tanıması, “Kim kendisini tanırsa rabbini tanır” sözü doğrultusunda enfüsi ayetlerin yardımlarıyla rabbini tanıyanların, nefsi tanıma burhanı gibidir. Üçüncü gruptakilerin tanıması ise hudus, hareket veya imkan burhanı, dış belirtiler ve afaki deliller getirmek suretiyle rabbini tanıyanların tanımasına benzetilebilir.

Kur’an-ı Kerim’i en mükemmel tanıma derecesi, birinci gruptakilere özgü derinlemesine tanıma olup bunlar, Kur’an’ın bütün maarif ve öğretileriyle tanışık olmanın yanı sıra akıl aşamasında “Kur’an-ı mütemessil”, tabiat aşamasında “Kur’an-ı natık”tırlar. Çünkü Kur’an ve velayet hakikati mefhum açısından her ne kadar birbirinden ayrı olsalar da misdak, dıştaki fenomenleri ve bu fenomenlerin kavramlara uyumluluğu bakımından birbirinin aynısıdır ve birlik içindedirler. Bu yüce makama ulaşabilmek ancak Kur’an maãrifi ve konularına engin, derin bir aşk ve arzuyla müyesser olur. Ancak aşkla tanınan korunabilir ve kalp sahnesinde kolayca göçüp gitmez. Allah’ın kitabını başka yazı ve sözlerle mukayese etmek yanlıştır. Çünkü konuşmacı sözlerinden ayrı, yazar yazıları dışındadır. Sözlerin perdesi kalktı mı konuşmacı görünür. Yazı örtüsünden çıkarıldı mı yazarın kendisi ortaya çıkar. Konuşmacı ve yazarın varlıkları aynı zamanda söz ve yazılarının dışındadır. Öyle ise konuşmacı ve yazara ulaşmanın yolu, söz ve yazı perdelerinden geçmekte yatar. Kaldı ki konuşmacı ve yazarların eserleri kisvesine bürünmemiş, kendi mahiyetini açıkça ortaya koymamış olmaları da mümkündür.

Ancak her nurdan daha aydın olan Allah hiçbir perde arkasında gizli, hiçbir varlığın dışında kalmış değildir. Allah’ın (c.c) kelam ve kitabı hakkında söylenilebilecek en ince ifade her türlü muhtemel bahaneyi giderecek ve her türlü derin marifeti tanımaya zemin hazırlayacak tecelli kavramıdır. Emiru’l Müminin’in sözlerinde ifadesini bulduğu üzere gerçek muvahhit can gözüyle ve iman hakikatiyle Rabbini görmedikçe ona ibadet etmez. O önce konuşanı görür, sonra sözünü dinler. Nitekim Resulullah (s.a.a) miraçlarında hakikati önce kalbiyle bulmuş, sonra gözle görmüştür. Evliyaullahın dualarıyla hissettikleri, akıllarıyla idrak ettiklerinden sonra gelir. Onlar için önce makul olan bir hakikat, sonra mahsus olur (hissedilir. ) . Halbuki normal insanlar önce hisseder, sonra akılla idrak ederler. Bir olgu ancak duyular aracılığıyla akıllara yol bulur. Böyle olunca “histen yoksun olan ilimden yoksuldur.”mantığı uyarınca duyularla hissedilmedikçe bir objenin algılanması mümkün değildir. Evliyaullah ise “Ona temiz olanlardan başkaları dokunamaz” ayeti uyarınca, batıni berraklık, ermişlik ve kalbi taharet kazanılmadıkça maarif ve gerçek erdemin elde edilemeyeceğine inanır, nefis tezkiye ve tehzibini vurgularlar. . . “Ancak ve ancak Allah, Ey Ehli Beyt sizden her çeşit pisliği gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz hale getirmek diler.”

Kur’an-ı Kerim’in temel özelliği, eşsiz ve benzersiz Allah’ın (C) tecellisi olması itibariyle benzerinin bulunmaması, dolayısıyla da tanınması ve algılanmasının da başka kitaplara benzememesidir. Bu seçkin zümrenin Kur’an-ı Kerim’i tanıma ve algılama derecesi Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şu hadisinde açıkça anlaşılır: “Ben sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum; Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’im. Onlar havuzun kenarında tekrar bana gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmazlar” Çünkü Arif ve ma’ruf, her ikisi de mutlak hakla bağlantılı olan tek bir hakikatle ilişki içerisindedirler.

Bunun gibi hitab ve muhatabın her ikisi de bir tek konuşmacıya bağlıdır. Kur’an-ı Kerim’de insan için zikredilmiş en seçkin makam bu birinci gruptakilere aittir: “Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.”

İkinci gruptakiler, Kur’an’ın enfüsi ayetlerini müşahade ile bu yüce hedefe doğru cezp edilmiş, Kur’an-ı Kerim’in cazibesiyle engin ummana dalmışlardır. Bunlar kendi gayretiyle değil de dalgaların kucağında, dalgalarla birlikte denize az miktarda sürüklenen yüzücüye benzerler. Okyanus ise yüzücünün yüzücülüğüne değer vermez, denizcilik yetenek ve güçlerini etkisiz hale getirir. Sadece kendi kuru yeteneğine güvenenler ve denizin cazibesine kapılmayanlar onun gizli cevherinden gerektiği gibi yararlanacaktır. Ummanın derinliklerine dalmak isteyen kendi yüzücülük gücünü bir yana bırakıp onunla tanışmaya bakmalı, dalga cazibelerini beklemeli, kendini bu cazibeye kaptırıvermelidir. Gönlünü Allah’ın kelamına kaptıran artık vahiy meleğiyle oturup kalkar, Kur’an elçisiyle derin sohbetlere dalar. Kur’an’ı öyle bir imanla okur ki sanki Kur’an onun etiyle, kanıyla, bütün bir varlığıyla kaynaşmış, birleşmiştir artık. Bu gruptakiler enbiyaullah ve mürsellerden sonra ademoğullarının en seçkin simalarını oluştururlar.

Üçüncü gruptakiler, Kur’an-ı Kerim’in icazını, mucizevi boyutlarını tetkik ederek tanımaya çalışırlar. Bunlar Kur’an-ı Kerim’i, dış penceresinden seyrettikleri ilahi kelamı, sözlük ve mana perdeleri arkasında görmeye gayret sarf ettikleri için ister istemez “terimler ve kavramlar örtülerini aradan kaldırıp Kur’an’la doğrudan temasa geçemezler. Ancak bu gruptakilerin hepsi aynı seviyede olmayıp bazıları sadece akli kavramlar kanalıyla Kur’an’a yaklaşırken, bazıları nakli manalarla ona yol bulurlar. Nitekim İkinci grup arasında da seviye farkı vardır. Bazıları kendilerini tamamen güçlü dalgalar cazibesine kaptırarak Kur’an okyanusuna ulaşabilirken, bazıları zayıf dalgaların cazibesine kapılır. Her iki durumda da Kur’an hakikatiyle menus ve ona alışık oldukları için ondan hiçbir zaman ayrılmak istemezler. Halbuki üçüncü gruptakiler tanıma derecesi bakımından farklı seviyelerde olmanın yanı sıra Kur’an’ın hakikatine dokunamadıkları için hastalıklarının bir bölümü henüz giderilmemiştir. Dolayısıyla bu tedavi edilmemiş hastalıkların yüzünden bazen inhiraf ve dalalete sürüklenirler.

Çünkü Kur’an-ı Kerim sadece akıl ve ilimle ilgili bir kitap değildir ki mutlak bilimsel kanıtlarla anlaşılsın, amel edilmeksizin öğretileri kavranabilsin. Kur’an hidayet nurudur. Akli ve bilimsel öğretilerin, pratik olarak uygulanacak kılavuzluk, vaaz ve öğütlerle birlikte faydalı olacağına inanır, insanları bunlar hakkında derinlemesine düşünmeye çağırır ve kalbin mühürlenip kilitlenmesine yol açan günahı, düşünme karşısında bir engel olarak görür.

Tahsille kazanılan ilim ve temel kavramlar eğer Kur’an’la irtibata geçmenin tek yolu olsaydı, ilahi kelamın kalbe yerleşmesi yolu kapanır, karşılaşılacak bazı arzuların etkisiyle büsbütün Kur’an’dan uzaklaşmakla sonuçlanırdı. Yukarıda işaret edildiği üzere Kur’an-ı Kerim’in tefsir ve tebyini, müfessirlerinin marifet, tanıma derecelerine bağlıdır.

Marifet dereceleri her açıdan farklı olduğuna göre yapılacak tefsirlerin seviyesi, hakikate yakınlık derecesi de farklı olacaktır. Kuşkusuz birinci gruptakilerin Kur’an’a yaklaşımı en mükemmel tefsiri oluşturur.

Bu mümtaz sınıf temsilcilerinden Emir’el Mü’minin şöyle buyuruyor: “Sorun Kur’an’dan soracaklarınızı da haber vereyim size ayetlerinin kimin hakkında ve nerede indiğini. .”

Gazali[1], Emir’ul Mü’minin’den şöyle nakleder: “Eğer Allah ve Resul-i Ekrem (s.a.a) izin buyururlarsa fatiha süresinin “elif” harfini, kırk devenin taşıyabileceği yük ölçüsünde şerh ederim”

Kur’an-ı Kerim bu seçkin insanların tefsir ve tebyinine başvurulmaksızın anlaşılamaz. Çünkü bunların birbiriden ayrılmayacağını Bizzat Resul-i Emin haber vermiştir. Öyleyse bir yerde Kur’an zahiri olarak hazır olur da Resulullah’ın (s.a.a) pak Ehli Beyt kayıpsa veya bunlar zahiren hazır, Kur’an-ı Kerim kayıpsa, o emin habercinin hadisi şerif’i uyarınca her ikisi de kayıptır demektir.

Çünkü temel birliktelik ve ayrılmazlık ilkesi Kur’an ve pak itretinin varlık hikmetleri gereğidir. İkinci gruptakiler bu seçkin taifenin öğrencileri sayılırlar. Marifeti birinci gruptakilerden sonra geldiği için tefsirleri de seçkin tefsirlerden sonra gelir. Eskilerden ve son devir müfessirlerinden bazıları bu yolu kendi marifleri oranında kat edebilmişse de aralarında çok azı sonuna varabilmiştir.


Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) Gadir-i Hum’da Okuduğu Hutbenin Tam Metni

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

 

1- Allah’a Hamd ve Sena Etmek

Hamd ve sena; birliğinde yüce, tekliğinde yakın, sultasında celaletli ve erkanında azim olan Allah’a mahsustur. Allah’ın ilmi yerinde kaldığı halde her şeyi kuşatmıştır. O bütün yaratıkları kudret ve burhanıyla hakimiyet altına almıştır.

Allah sürekli olarak şükredilmiş ve sürekli de övülecektir. O yok olmayan bir azametin sahibidir. Yaratan O’dur. Yeniden dirilten de O’dur. Her iş O’na dönmektedir.

Yükseltilmişleri (göklerden ve semavi isimlerden kinayedir) vücuda getiren, serilenleri (yer yüzünden kinayedir) seren, yerlerin ve göklerin hükümranı, pak, tenzih edilmiş, meleklerin ve ruhun Rabbi, yarattığı her şeye ihsanda bulunan, kendisine yaklaşan herkese lütfeden O’dur. Her göz O’nun gözetimindedir, ama gözler O’nu göremez.

Allah ikram edici, hilim sahibi ve tahammül edicidir. Rahmeti her şeyi kuşatmış nimeti ile hepsine ihsanda bulunmuştur. İntikam almada acele davranmaz ve müstahak olunan azabına hemen teşebbüste bulunmaz.

Batınları ve gizlilikleri anlar, içleri bilir, gizlenmişler ona saklı kalmaz ve gizlilikler O’na karmaşık gelmez. Her şeyi ihata eden O’dur. Her şeye galebe çalan O’dur. Her şeyde kuvvet O’dur, her şey üzerindeki kudret O’dur. Onun gibi bir şey yoktur. Hiçbir şey yokken bir şey var eden O’dur. Daimidir, adalet ile kaimdir. İzzet ve hikmet sahibi olan O’ndan başka bir ilah yoktur.

O gözlerin derk etmesinden daha yücedir. Ama kendisi gözleri derk eder. O lütuf sahibi ve bilendir. Hiç kimse görmekle sıfatlarına ulaşamaz ve hiç kimse bizzat aziz ve celil olan Allah’ın kendisinin kılavuzluk ettiği dışında gizli ve açık niteliği hakkında bir şey elde edemez.

Şahadet ederim ki kutsiyeti, temizliği ve münezzeh oluşu zamanı dolduran ilah O’dur. O’nun nuru ebediyeti kapsamıştır. O emirlerini meşveret eden kimselerle meşveret etmeksizin icra etmektedir; taktirinde ortağı bulunmamakta ve tedbirinde hiçbir yardım görmemektedir.

Yarattığı her şeyi örnek ve misali olmaksızın, hiç kimseden yardım almadan, zahmete katlanmadan ve fikir ve çare bulmaya ihtiyaç duymadan yaratmıştır. Allah yaratıkları icat etti ve onlar da vücuda geldiler. Yarattı ve onlar da zahir oldular. O halde ondan başka ilah olmayan Allah’tır. Yaptığı sağlam ve işi güzeldir. Zulmetmeyen bir adil ve işlerin kendisine döndüğü bir ikram sahibidir.

Şahadet ederim ki her şeyin azameti karşısında tevazu gösterdiği ve her şeyin izzeti karşısında zelil olduğu ve her şeyin kudreti karşısında teslim olduğu ve her şeyin heybeti karşısında huzu gösterdiği (boyun eğdiği) ilah O’dur. Padişahların padişahı, eflakin (galaksilerin) döndürücüsü, güneş ve ayın boyun eğdiricisi de O’dur. Her şey tayin edilmiş bir zamanla hareket etmektedir. Geceyi gündüze ve gündüzü de geceye giydirmekte ve süratle peşice gitmektedir. Her inatçı zorbayı döküp kıran ve her isyankar şeytanı helak eden O’dur.

O’nun için bir zıt ve onunla birlikte bir eş mevcut değildir. Tek ve ihtiyaçsızdır. Doğurulmamış ve doğurmamıştır, O’nun hiç bir benzeri yoktur. Tek olan Allah ve azamet sahibi bir Rab’dir. İstemekte, ardından yerine getirmektedir. İrade etmekte, ardından mukadder kılmakta, bilmekte ardından saymaktadır. Öldürmekte ve diriltmektedir. Fakir kılmakta ve zenginleştirmektedir. Güldürmekte ve ağlatmaktadır. Yakın kılmakta ve uzaklaştırmaktadır. Esirgemekte ve bağışta bulunmaktadır. Hükümdarlık O’nundur, hamd ve sena ona mahsustur. Hayır onun elindedir, O her şeye kadirdir.

Geceyi gündüze ve gündüzü geceye giydirir. Ondan başka ilah yoktur.

Allah izzet ve mağfiret sahibidir. Dualara icabet eden, çok ihsanda bulunan, nefesleri sayandır. Cin ve insanların Rabbidir. Hiç bir şey O’na zor gelmez. Yardım isteyenlerin feryadı O’nu usandırmaz, ısrar edenlerin ısrarı onu bıktırmaz. Salihlerin koruyucusu, kurtuluşa erenlerin başarıya ulaştırıcısı, müminlerin ihtiyaç sahibi ve alemlerin Rabbi’dir. Yarattığı her şeyden dolayı kendisine her halde şükredilmesi gereken Allah’tır.

O’na hamd ediyorum, sürekli şükrediyorum. Sıkıntı ve rahatlık halinde, zorluk ve huzur halinde O’na şükrediyorum. O’na meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ediyorum. O’nun emrini dinliyor, sadece O’na itaat ediyorum. O’nu hoşnut eden şeylere teşebbüste bulunuyorum. İtaatinde rağbet ettiğim için ve cezasından korktuğum için O’nun mukadderatı karşısında teslim oluyorum. Zira hilesinden güvende olunmayan ve zulmünden korkulmayan (yani asla zulmetmeyen) Allah O’dur.

 

2- Önemli Bir Hususta Allah’ın Emri

Allah için nefsim hususunda kulluğumu itiraf ediyorum ve O’nun Rab olduğuna tanıklık ediyorum. Bana vahyettiği her şeyi eda ediyorum, zira eğer onu eda etmezsem bana azabının ineceğinden korkuyorum. Şüphesiz O’nun azabını her ne kadar büyük düzen kursa da ve dostluğu halis olsa da hiç kimse defedemez. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah bana nazil buyurduğunu tebliğ etmediğim taktirde risaletimi eda etmemiş olacağımı ilan etti. Beni insanların şerrinden koruyacağını garantiledi. Allah kifayet eden ve yücelik sahibidir.

Allah bana şöyle vahyetmiştir:

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”[2]

Ey insanlar! Ben Allah’ın bana nazil buyurduğu her şeyi ulaştırma hususunda kusur etmedim ve ben bu ayetin nüzul sebebini sizlere beyan ediyorum:

Cebrail üç defa bana nazil oldu ve Selam sahibi olan ki o Selam’dır Rabbim tarafından bu toplantı yerinde ayağa kalkarak, beyaz ve siyah (ırktan) herkese şunu ilan etmemi emretti: “Ali bin Ebi Talib benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonra imamdır. Onun bana nispet makamı Harun’un Musa’ya olan makamı gibidir. Sadece şu farkla ki benden sonra peygamber gelmeyecektir. O Allah ve Resulünden sonra sizlerin velisidir (ihtiyar sahibidir) .” diye ilan etmemi emretti. Allah bu konuda kitabından bana bir de ayet nazil buyurdu:

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

“Şüphesiz sizin veliniz Allah, Resulü, iman edip namaz kılanlar ve rüku halinde zekat veren müminlerdir.”[3]

Namaz kılıp rüku halinde zekat veren ve her halinde aziz ve celil olan Allah’a yönelen kimse Ali bin Ebi Talib’tir.

Ey insanlar! Ben Cebrail’den benim için Allah’tan, beni bu önemli şeyi tebliğ etmekten mazur görmesini dilemesini istedim. Zira takva sahiplerinin azlığını, münafıkların çokluğunu, kınayanların fesadını, İslam’ı alaya alanların hilelerini biliyorum. Onlar Allah’ın, kitabında kendilerini şöyle nitelendirdiği kimselerdir:

وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ

“Kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarına alıyorlar. Onu önemsiz bir şey sanıyorlar, oysa Allah katında önemi büyüktür.”[4]

Hakeza, münafıklar defalarca bana eziyette bulundular ve beni, “uzun” (her söze kulak asan kimse) olarak adlandırdılar. Onlar Ali’nin benden ayrılmaması, benim kendisine teveccüh etmem sebebiyle böyle olduğumu sandılar. Sonunda aziz ve celil olan Allah şu ayeti nazil buyurdu:

وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيِقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ مِنكُمْ

“ (Yine o münafıkların içinde: ) O (Peygamber her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek Peygamberi incitenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır.”[5]

Eğer ben, bana bunu (her söze kulak veren kimse olmayı) isnat edenleri ifşa etmek istersem ifşa edebilirim. Eğer onların şahsına işaret etmek istersem, işaret de edebilirim. Eğer onları alametleriyle tanıtmak istersem tanıtabilirim. Ama Allah’a yemin olsun ki ben onların işi hususunda yücelik gösterdim.

Bütün bunlardan sonra Ali hakkında bana nazil olan şeyi tebliğ etmediğim taktirde Allah asla benden razı olmayacaktır.”

Peygamber (s.a.a) daha sonra şu ayeti tilavet buyurdu:

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”[6]

 

3- On İki İmam’ın (a.s) İmamet ve Velayetini Resmen İlan Etmesi

Ey insanlar! Biliniz ki Allah; muhacirlere, ensara ve onlara iyilikle tabi olanlara, köylüye ve şehirliye, araba ve aceme, özgüre ve köleye, büyüğe ve küçüğe, beyaza ve siyaha, ona (Ali’ye) itaat etmeyi farz bilmiş, onu imam ve ihtiyar sahibi kılmıştır. Her muvahhit için onun hükmünü icra etmesi, sözüyle amel etmesi, emrini kabullenmesi gerekir. Her kim ona muhalefet ederse melundur. Her kim ona tabi olursa ve onu tasdik ederse Allah’ın rahmetine mazhar olacaktır. Allah onu ve onu dinleyip kendisine itaat eden herkesi bağışlamıştır.

Ey insanlar! Bu böylesine bir toplulukta ayağa kalktığım son defadır. O halde işitiniz, itaat ediniz, Rabbiniz olan Allah’ın emri karşısında teslim olunuz. Zira aziz ve celil olan Allah-u Teala sizin mevlanız ve mabudunuzdur. Allah’tan sonra sizleri muhatap kılan O’nun Resulü olan Muhammed (s.a.a) sizin velinizdir. Benden sonra da Ali Allah’ın emriyle sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulüyle görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır.

Allah’ın, helal kıldığı hususlar dışında bir helal yoktur. Allah’ın, sizlere haram kıldığı şey dışında da bir haram yoktur. Aziz ve celil olan Allah bana helal ve haramı tanıtmış ve Rabbimin kitabından, helal ve haramından bana öğrettiği her şeyi de ben ona ifaze etmişim (öğretmişim) .

Ey insanlar! Allah var olan her ilmi bende bir araya toplamıştır. Ben de öğrendiğim her ilmi takva sahiplerinin imamında (Ali’de bir araya) topladım. Var olan her ilmi mutlaka Ali’ye öğrettim. Allah’ın Yasin suresinde zikrettiği İmam-i Mubin (apaçık İmam) odur:

وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

“Her şeyi, apaçık bir İmam’da saymışızdır.”[7]

Ey insanlar! Ondan (Ali’den) başkasına yönelerek sapıklığa düşmeyin. Ondan yüz çevirmeyin, onun velayetinden ayrılmayın. O hakka hidayet eder ve hak ile amel eder. Batılı iptal eder ve batıldan sakındırır. Allah yolunda kınayıcıların kınaması ona engel olamaz.

O (Ali) Allah’a ve Resulüne iman eden ilk kimsedir. Bana iman husussunda hiç kimse ondan öne geçmemiştir. O canıyla Allah Resulü’nün yolunda her türlü fedakarlığa katlanmıştır. İnsanlardan hiç kimse onunla Allah’a ibadet etmediği bir zamanda o Allah Resulüyle birlikteydi. Namaz kılan ilk kimse odur. Benimle birlikte Allah’a ibadet eden ilk kimse de odur. Allah tarafından yerime yatağıma yatmasını emrettim. O da canını bana feda ederek benim yerime yatağıma yattı.

Ey insanlar! Onu üstün bilin. Şüphesiz Allah ona üstünlük vermiştir. Onu kabul edin. Şüphesiz Allah onu tayin etmiştir.

 Ey insanlar! O Allah tarafından tayin edilen İmam’dır. Her kim onun velayetini inkar ederse şüphesiz Allah tövbesini kabul etmez ve onu bağışlamaz. Allah’ın ona muhalefet eden kimseye böyle davranacağı kesindir. Allah ona böyle yapar ve onu ebediyete kadar, sonsuza dek şiddetli azapla azaplandırır. O halde ona muhalefet etmekten sakının. Aksi taktirde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kafirle için hazırlanan ateşe duçar olursunuz.

Ey insanlar! Allah’a yemin olsun ki önceki peygamberler ve elçiler bana müjde vermişlerdir ve ben Allah’a yemin olsun ki peygamber ve elçilerin sonuncusuyum, gök ve yerdeki bütün yaratıkların üzerinde hüccetim. Her kim bu konuda şek ederse cahiliye küfrü gibi kafir olmuş olur. Her kim bu sözümden bir şeyde şek ederse bana nazil olmuş olan her şeyden şek etmiştir. Her kim imamların birinden şek ederse onların tümünde şek etmiştir ve kim bizim hakkımızda şek ederse, şüphesiz ateştedir.

Ey insanlar! Allah bu üstünlüğü bana bağışta bulunmuştur, bu onun bana bir minneti ve ondan bana bir ihsandır. Ondan başka ilah yoktur. Ebediyete kadar, sonsuza dek her haliyle ona hamd ve senada bulunurum.

Ey insanlar! Ali’yi üstün biliniz. Zira o Allah’ın rızkı indirdiği ve yaratıklar baki kaldığı müddetçe kadın ve erkek tüm insanların en üstünüdür. Bu sözü reddeden ve onunla uyumlu olmayan kimse melundur, melundur, gazaba uğramıştır, gazaba uğramıştır!

Biliniz ki Cebrail Allah tarafından bu haberi benim için nazil kıldı ve şöyle buyurdu: “Her kim Ali’ye düşmanlık eder ve velayetini kabul etmezse lanetim ve gazabım onun üzerine olsun.”

Herkes yarın için önceden ne göndereceğine baksın. Ali’ye muhalefet etmekten ve neticede sabit olduktan sonra adımının sürçmesinden dolayı Allah’tan korksun. Allah yaptıklarınızdan hiç şüphesiz haberdardır.

Ey insanlar! O (Ali) Allah’ın aziz kitabında zikrettiği ve ona muhalefet edenler hakkında şöyle buyurduğu cenbillahtır:

أَن تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتَى علَى مَا فَرَّطتُ فِي جَنبِ اللَّهِ

“Kişinin: “Cenbillah’a (Hz. Ali’ye) karşı aşırı gitmemden ötürü bana yazıklar olsun” diyeceği…[8]

Ey insanlar! Kur’an hakkında tefekkür ediniz, ayetlerini anlamaya çalışınız, muhkem ayetlerine bakınız, müteşabih ayetlerinin ardından koşmayınız. Allah’a yemin olsun ki Kur’an’ın batınını sizlere beyan edebilecek ve tefsirini sizler için açıklayabilecek olan kimse, benim elinden tuttuğum, onu kendime doğru yükselttiğim, pazısından tuttuğum, iki elimle kaldırdığım ve sizlere, “Ben kimin mevlasıysam bu Ali de onun mevlasıdır” diye bellettiğim kimsedir ve o benim kardeşim ve vasim (yerime geçecek olan) Ali b. Ebi Talib’tir. Onun velayeti, bana nazil buyuran aziz ve celil olan Allah tarafındandır.

Ey insanlar! Ali ve onun soyundan olan temiz çocuklarım sıkl-i asgar (daha küçük değerli şey) ve Kur’an ise sıkl-i ekber (daha büyük değerli şey) ‘dir. Bu ikisinden her biri diğerini haber vermekte ve onunla uyum içinde bulunmaktadır. Onlar Kevser havuzunun başında yanıma gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmazlar. Biliniz ki onlar insanlar arasında Allah’ın emin kulları ve yeryüzündeki hakimleridir.

Biliniz ki ben eda ettim! Biliniz ki ben tebliğ ettim! Biliniz ki ben duyurdum! Biliniz ki ben açıkladım! Biliniz ki Allah buyurmuştur ve ben aziz ve celil olan Allah adına konuşuyorum. Biliniz ki Müminlerin Emiri sadece benim bu kardeşimdir. Biliniz ki “Müminlerin Emiri” olmak, benden sonra ondan başka hiç kimse için helal değildir.

4- Müminlerin Emiri’nin (a.s) Tanıtılması ve Peygamber’in (s.a.a) Eliyle Ayağa Kaldırması

Daha sonra Peygamber (s.a.a) eliyle Ali’nin (a.s) pazısından tuttu ve yukarı kaldırdı. Müminlerin Emiri (a.s) ise Peygamber (s.a.a) minberin üstüne çıktığı zamandan beri, ondan bir basamak aşağıda bulunuyordu. Peygamber’in yüzüne (s.a.a) oranla sağ tarafa meyletmişti ve dolayısıyla da her ikisi de bir mekanda durmuş gibiydiler.

Sonra Peygamber (s.a.a) elini kaldırdı. Her ikisi de elini göğe doğru açtı. Ali’yi (a.s) yerinden kaldırdı ve ayağı Peygamber’in (s.a.a) diziyle aynı hizaya geldi. Daha sonra Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Bu Ali’dir, o benim kardeşim, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerinde halifemdir. Aziz ve celil olan Allah’ın kitabını tefsir etmekte, Allah’a davet etmekte, Allah’ı razı eden şeylerle amel etmekte, Allah’ın düşmanlarıyla savaşmakta, Allah’a itaatle dostluk etmek ve Allah’a isyan etmekten sakındırmakta benim yerime geçen kimsedir.

Allah Resulü’nün halifesi odur, Müminlerin Emiri odur, Allah tarafından hidayet imamı odur. Nakisin (ahdini bozan Cemel ashabı) Kasitin (Zulmeden Muaviye taraftarları) ve Marikin’i (dinden çıkan Hariciler’i) Allah’ın emriyle öldüren odur.

Allah şöyle buyurmuştur:

مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ

“Nezdimde söz değişmez”[9]

Ey Rabbim! Senin emrinle şöyle diyorum: “Allah’ım! Ali’yi seven kimseyi sev, Ali’ye düşman olan kimseye düşman ol. Ona yardım edene yardım et, onu yardımsız bırakan kimseyi sen de yardımsız bırak. Ali’yi inkar eden kimseye lanet et, Ali’nin hakkını inkar eden kimseye gazap et. “

Ey Rabbim! Sen, bu konu aydınlandıktan ve Ali’yi bugün tayin ettikten sonra şu ayeti bana nazil buyurdun:

اليوم أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا

 وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

“Bugün, size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam’ı beğendim.”[10]

“Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.”[11]

Ey Rabbim! Seni de şahit tutuyorum ki ben tebliğ ettim.

 

5- Ümmetin İmamet Meselesine Teveccüh Etmesi Gerektiğini Vurgulama

 

Ey İnsanlar! Allah dininizi imametle kamil buyurmuştur. O halde Kıyamet Günü’ne ve aziz ve celil olan Allah’ın huzuruna varılacağı güne kadar her kim ona ve benim çocuklarımdan ve O’nun soyundan vasilere iktida etmezse, böyle kimselerin amelleri dünya ve ahirette yok olmuş olur ve sürekli azap içinde bulunurlar. Azapları asla hafifletilmez ve onlara mühlet de verilmez.

Ey İnsanlar! Bu Ali sizlerden bana en çok yardım eden, bana en layık olan, bana en yakın bulunan ve nezdimde en değerli olan kimsedir. Aziz ve celil olan Allah ve ben ondan razıyız. Kur’an’da Ali dışında hiç kimse hakkında rızayet ayeti (kendisinden razı olunduğunu bildiren bir ayet) inmemiştir. Allah müminlere hitap ettiği her yerde önce ona hitap etmiştir. Kur’an’da var olan övgü ayetleri onun hakkındadır ve Allah İnsan suresinde sadece onun cennete gireceğine şahadette bulunmuştur. Bu sureyi ondan başkası hakkında nazil buyurmamış ve bu sureyle ondan başkasını övmemiştir.

Ey insanlar! O (Ali) Allah’ın dininin yardımcısı, Allah Resulü’nün (s.a.a) savunucusudur. O takvalı, temiz, hidayet eden ve hidayet olmuş kimsedir. Peygamberiniz en iyi Peygamber, vasiniz en iyi vasi, onun çocukları da en iyi vasilerdir.

Ey insanlar! Her peygamberin soyu kendi sulbündendir. Ama benim neslim Müminlerin Emiri Ali’nin (a.s) sulbündendir.

Ey insanlar! Şeytan Adem’i hasetle cennetten dışarı çıkardı. Sakın Ali’ye haset etmeyiniz. Aksi taktirde amelleriniz boşuna gider, ayaklarınız sürçer. Adem bir sürçme sebebiyle yeryüzüne gönderildi. Oysa Adem aziz ve celil olan Allah’ın seçtiği kimseydi. O halde sizler, aranızda Allah’ın düşmanları olduğu halde nasıl bir halet içinde olacaksınız?

Biliniz ki sadece şekavet sahibi kimse Ali’ye düşmanlık eder ve sadece takva sahibi kimse Ali’yle dost olur. Ali’ye sadece halis mümin olan kimse iman eder. Allah’a yemin olsun ki Asr suresi Ali (a.s) hakkında nazil olmuştur:

بسم الله الرحمن الرحيم وَالْعَصْرِ إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Asra andolsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir.”[12]

Asra andolsun ki iman eden, hak ve sabırdan hoşnut olan Ali dışında tüm insanlar hüsran içindedir.

Ey insanlar! Ben Allah’ı şahit tuttum, risaletimi sizlere tebliğ ettim. Peygamber’in sadece açıkça tebliğ etmeden başka bir sorumluluğu yoktur. Ey insanlar! Allah’tan hakkıyla korkun ve dünyadan sadece Müslüman olarak ayrılın.

 

6- Münafıkların Bozgunculuklarına İşaret

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ آمِنُواْ بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبْلِ أَن نَّطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَى أَدْبَارِهَا أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا أَصْحَابَ السَّبْتِ

“Ey Kitab verilenler! Bir takım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut cumartesi ashabını (Yahûdileri) lânetlediğimiz gibi lânetlemeden önce, elinizdeki Kitab’ı tasdik ederek indirdiğimiz Kur’an’a iman edin.”[13]

Ey insanlar! Allah’a yemin olsun ki bu ayette kendilerini isim ve soylarıyla bildiğim ashabımdan bir grup kastedilmiştir. Ama onları ifşa etmemekle görevlendirildim. O halde her kim amel ederse, kalbinde Ali’ye karşı taşıdığı sevgi veya kinle mutabık olan şeyi bulacaktır.

Ey insanlar! Aziz ve celil olan Allah tarafından bana bir nur verilmiş, benden sonra Ali b. Ebi Talib’e ve ondan sonra da Mehdi-i Kaim’e kadar onun nesline verilmiştir. Mehdi de Allah’ın hakkını ve bize ait olan her hakkı geri alır. Zira aziz ve celil olan Allah bizleri kusur edenlere, düşmanlık gösterenlere, muhaliflere, hainlere, günahkarlara, zalimlere ve tüm alemlerden gasp edenlere karşı hüccet karar kılmıştır.

Ey insanlar! Sizleri Allah’tan korkutuyorum ve uyarıyorum ki ben Allah’ın Resulüyüm. Benden önce de peygamberler var olmuştur. Ben ölür veya öldürülürsem, sizler gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah çok yakında şükredenlere ve sabredenlere mükafat verecektir. Biliniz ki sabır ve şükürle nitelendirilen Ali’dir. Ondan sonra da O’nun neslinden olan çocuklarım da aynen böyledir.

Ey insanlar! Müslüman oluşunuz sebebiyle bana, hatta Allah’a minnet etmeye kalkışmayın. Aksi taktirde Allah amellerinizi ortadan kaldırır, size gazap eder ve Allah sizleri ateşten ve (erimiş) bakırdan alevlere müptela kılar. Şüphesiz rabbiniz pusudadır.

Ey insanlar! Benden sonra da ateşe davet edecek olan imamlar olacaktır. Onlar kıyamet günü yardım görmezler. Ey insanlar! Allah ve ben onlardan uzağız. Ey insanlar! Onlar ve yardımcıları, onlara tabi olanlar, onları takip edenler ateşin en alt derecesinde olacaklardır ve kibirli kimselerin yeri nede kötüdür. Biliniz ki onlar, Ashabı Sahife’dir. O halde sizden her biriniz kendi sahifesine baksın.”

Ravi şöyle diyor: “Peygamber (s.a.a) , “Ashab-i Sahife” adını zikredince insanların çoğu Peygamberin bu sözden neyi kastettiğini anlamadılar. Kendileri için bir soru teşkil etti. Oradakilerden çok azı Peygamber’in maksadını anlayabildi.”

“Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar İmamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum. Ben tebliğ etmekle görevli olduğum şeyi tebliğ ettim ki, burada hazır olan ve olmayan, dünyaya gelen ve gelmeyen herkese hüccet olsun. O halde kıyamet gününe kadar, burada hazır olanlar hazır olmayanlara ve babalar çocuklarına ulaştırsınlar.

Çok yakında benden sonra İmameti padişahlık olarak zulüm ve zorbalıkla alacaklardır. Allah gasp edenlere ve (bu hakka) tecavüzde bulunanlara lanet etsin. Bu esnada ey insanlar ve cinler! Sizlere dökülmesi gerekeni döker, sizlere ateş ve (erimiş) bakırdan alevler gönderir ve siz onu asla defedemezsiniz.

Ey insanlar! Aziz ve celil olan Allah sizleri kötüyü iyiden ayırt etmek için başı boş bırakmamıştır. Allah sizleri gaipten haberdar kılmamıştır.

Ey insanlar! Allah kıyamet kopmadan önce yalanlamaları sebebiyle bayındır olan her bölgeyi helak edecektir ve onu Hz. Mehdi’nin hakimiyeti altına geçirecektir. Allah kendi vaat ettiği şeyi uygulayacaktır.

Ey insanlar! Sizden öncekilerin çoğu helak oldu. Allah onları helak etti ve gelecek nesilleri de helak edecek olan O’dur. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

“Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız. Suçlulara böyle yaparız. O gün yalanlamış olanların vay haline! “[14]

Ey insanlar! Allah bana emretmiş ve beni sakındırmıştır. Ben de Allah’ın emriyle Ali’ye emrettim ve onu sakındırdım. Emir ve yasaklama ilmi onun nezdindedir. O halde onun emrini dinleyiniz ki esenlikte kalasınız. Ona itaat edin ki hidayet bulasınız. Onun yasaklamalarını kabul edin ki doğru yolda olasınız ve onun maksat ve muradına doğru hareket edesiniz ve bilinmedik yollar sizleri onun yolundan alıkoymasın.

 

7- Ehli Beyt’in (a.s) Takipçileri ve Düşmanları

 

Ey insanlar! Ben Allah’ın uymayı emrettiği doğru yoluyum. Benden sonra da Ali ve sonra onun neslinden olan çocuklarım da hidayet imamlarıdır. Hakka hidayet eder, hakkın yardımıyla adalet üzere davranırlar.

Daha sonra Peygamber şu ayeti tilavet buyurdu:

بسم الله الرحمن الرحيم الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur…”[15]

Hamd suresinin sonuna kadar okudu ve daha sonra şöyle buyurdu: Bu sure benim hakkımda nazil olmuştur. Allah’a yemin olsun ki onlar (imamlar) hakkında nazil olmuştur. Genel olarak onlara şamildir. Özel olarak da onlar hakkındadır. Onlar Allah’ın dostlarıdır, onlara bir korku yoktur ve onlar asla üzülmezler. Biliniz ki Allah’ın hizbi galip gelecektir.

Biliniz ki onların düşmanları, sefihler (beyinsizler) , sapıklar ve şeytanın kardeşleridir. Onlar batıl şeyleri gurur yüzünden birbirine iletirler.

Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları ise Allah’ın kitabında kendilerini zikrettiği ve haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ أُوْلَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir millettir, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalplerine yazmıştır.”[16]

Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları aziz ve celil olan Allah’ın kendilerini nitelendirdiği ve haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَـئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ

“İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık karıştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.”[17]

Biliniz ki onların (Ehli Beyt’in) dostları iman edenler ve şekke düşmeyen kimselerdir.

Biliniz ki onların (Ehli Beyt’in) dostları esenlikle ve güven içinde cennete girenlerdir. Melekler selamla onları karşılamaya gelirler ve şöyle derler: “Selam olsun size, tertemiz oldunuz. O halde ebedi olarak cennete giriniz.”

Biliniz ki Ehli Beyt’in dostları, cennetin kendilerinin olduğu ve içinde hesapsız rızıklanan kimselerdir.

Biliniz ki Ehli Beyt’in düşmanları ise ateşin alevleri içine girecek olan kimselerdir. Biliniz ki Ehli Beytin düşmanları cehennemden kaynadığı halde korkunç bir ses duyan ve cehennemin alevlenmesini gözleriyle gören kimselerdir.

Biliniz ki Ehli Beyt’in düşmanları Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا

“Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lânet eder.”[18]

Biliniz ki Ehli Beytin düşmanları Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ. . . فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ

“Oraya atıldıkları zaman, bekçileri onlara: “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi? “ diye sorarlar. Onlar: “Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik” derler. . . Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar! “[19]

Biliniz ki Ehli Beytin dostları, gizlide Rablerinden korkan ve kendileri için mağfiret ve büyük ecir bulunan kimselerdir.

Ey insanlar! Ateşin alevleri ve büyük ecir arasındaki fasıla ne de uzundur!

Ey insanlar! Bizim düşmanlarımız, Allah’ın kendilerini kınadığı ve lanet ettiği kimselerdir. Bizim dostlarımız da Allah’ın kendilerini methettiği ve sevdiği kimselerdir.

Ey insanlar! Biliniz ki ben uyarıcı ve korkutucuyum, Ali de müjdeleyicidir.

Ey insanlar! Biliniz ki ben uyarıcıyım ve sakındırıcıyım. Ali ise hidayet edicidir.

Ey insanlar! Ben peygamberim, Ali ise benim halifemdir.

Ey insanlar! Biliniz ki ben peygamberim ve Ali ise bundan sonra benim vasim ve imamdır. Ondan sonraki imamlar da onun evlatlarıdır. Biliniz ki ben onların babasıyım. Onlar da onun (Ali’nin) sulbünden vücuda gelecektir.

 

8- Hz. Mehdi (a. f)

 

Biliniz ki İmamların sonuncusu, bizden kıyam edecek olan Mehdi’dir. Dinlere galip gelecek olan odur, zalimlerden intikam alacak olan odur, kaleleri fetheden ve onları yok eden kimse de odur. Şirk ehlinden her kabileye üstün gelen ve onları hidayet eden odur.

Biliniz ki Allah’ın evliya kullarına ait her kanın intikamını alacak olan odur. Allah’ın dinine yardım edecek olan da odur.

Biliniz ki derin denizden istifade eden odur, her fazilet sahibini fazileti miktarınca ve cehalet sahibini cehaleti miktarınca ödüllendiren odur. Allah’ın seçtiği ve ihtiyar ettiği kimse odur. Her ilmin varisi ve her anlayışı ihata eden odur.

Biliniz ki rabbinden haber veren odur, ilahi ayetleri yukarı yükselten odur, hidayete eren temeli sağlam kimse odur ve işlerin kendisine ısmarlandığı kimse de odur.

Öncekilerin müjdelediği kimse odur. Hüccet olarak baki kalacak olan odur ve ondan sonra hiç bir hüccet yoktur. Var olan her hak onunladır ve var olan her nur onun nezdindedir.

Biliniz ki o galibi olmayan kimsedir. Hiç kimseye onun aleyhine yardım edilmez. Allah’ın yeryüzündeki velisi, kulları arasında hükmedicisi, gizli ve açık eminidir.

 

9- Biat Meselesi

 

Ey insanlar! Ben sizler için açıkladım ve sizlere anlattım. Benden sonra sizlere anlatacak olan da Ali’dir.

Biliniz ki ben, hutbemin sonunda sizleri biat etmek ve onu ikrarda bulunmak için elinizi uzatmaya davet ediyorum ve benden sonra da sizleri kendisiyle biatleşmeye davet ediyorum.

Biliniz ki ben Allah’a biat ettim, Ali de bana biat etti ve ben de Allah tarafından onun için sizlerden biat alıyorum. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

“Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler) , Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.”[20]

 

10- Helal ve Haram, Farzlar ve Haramlar

 

Ey insanlar! Hac ve umre Allah’ın şiarlarındandır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:

 فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا

“Kim Kabe’yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur.”[21]

Ey insanlar! Allah’ın evini hac etmeye gidin. Allah’ın evine giren her hanedan zengin olur ve sevinir. Allah’ın evini terk eden her hanedan ise (soy açısından) kesilir ve fakirleşir.

Vukuf yerlerinde (Arafat, Meş’ar ve Mina’da) duran her müminin Allah o ana kadar işlemiş olduğu tüm geçmiş günahlarını affeder. Haccı sona erince de amellerine yeniden başlar.

Ey insanlar! Hacılara yardım edilir ve harcadıkları şey kendilerine geri döner. Allah ihsan edenlerin mükafatını zayi etmez.

Ey insanlar! Kamil bir dinle ve tam bir anlayışla Allah’ın evini haccedin. O şerafet sahibi mukaddes yerlerden tövbe ederek ve günahlardan el çekerek geri dönün.

Ey insanlar! Aziz ve celil olan Allah’ın size emrettiği gibi namaz kılın ve zekat verin. Eğer uzun bir süre üzerinizden geçer de kusur ederseniz veya unutursanız Ali sizin ihtiyar sahibinizdir. Sizin için beyan eder. Aziz ve celil olan Allah benden sonra onu kullarının emini olarak tayin etmiştir. O bendendir ve ben de ondanım.

O ve benim neslimden olanlar, sorduğunuz her soruya cevap verir ve sizlere bilmediğiniz şeyleri açıklar.

Biliniz ki helal ve haram benim tümünü sizlere tanıtacağımdan, bir oturumda tüm helalleri emredeceğimden ve tüm haramları sakındıracağımdan çok daha fazladır. O halde aziz ve celil olan Allah tarafından Müminlerin Emiri Ali ve benim ve onun soyundan olan ondan sonraki vasileri hakkında getirdiğim şeyleri kabul etme hususunda sizlere el uzatmak ve sizlerden biat almakla görevlendirildim. (Ali ve ondan sonraki vasiler hakkında nazil buyurulan şey ise) Sadece onlarla ayakta duracak olan imamettir. Onların (vasilerin) sonuncusu ise kaza ve kaderi idare eden Allah ile görüşünceye kadar Mehdi’dir.

Ey insanlar! Sizlere gösterdiğim her helalden ve sizleri sakındırdığım her haramdan dönmüş değilim. Onları değiştirmedim. Bunu unutmayınız ve hafızalarınızda tutunuz, birbirlerinize tavsiyelerde bulununuz. Onu değiştirmeyiniz, tahrife kalkışmayınız.

Ben sözümü tekrar ediyorum: Namaz kılınız, zekat veriniz, iyiliği emrediniz ve kötülükten sakındırınız.

Biliniz ki iyiliği emretmenin en üst mertebesi sözümü anlamanız, onu burada hazır bulunmayanlara iletmeniz, benim tarafımdan kabul etmesini emretmeniz ve muhalefet etmekten sakındırmanızdır. Zira bu emir, aziz ve celil olan Allah ve benim tarafımdandır. Sadece masum imam ile iyilik emredilir ve kötülükten sakındırılır.

Ey insanlar! Kur’an sizlere Ali’den sonraki imamların onun evlatları olduğunu tanıtmakta ve ben de onların benim ve onun soyundan olduğunu tanıtmaktayım. Allah-u Teala nitekim kitabında şöyle buyurmuştur:

جَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ

“Bu sözü (imameti) , devamlı kalacak bir miras olarak onda (onun neslinde) bıraktı.”[22]

Ey insanlar! Takvalı olunuz, takvalı olunuz ve kıyametten sakınınız. Nitekim aziz ve celil olan Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ

“Doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir.”[23]

Ölümü, ahireti, hesabı, ilahi terazileri, alemlerin rabbi nezdinde hesaba çekilmeyi, sevap ve cezayı hatırlayın. Her kim kendisiyle birlikte bir iyilik getirirse o iyilik esasınca sevaba erişir. Her kim de günah getirirse cennette onun bir nasibi olmayacaktır.

 

11- Resmi Olarak Biat Almak

 

Ey insanlar! Sizler aynı anda bana el verebileceğiniz miktardan çok daha fazlasınız. Rabbim, Müminlerin Emiri Ali ve ondan sonra gelecek olan imamlar hakkında söylediklerim hususunda dilinizden itiraf almamı emretti. Onlar (imamlar) benim ve onun (Ali’nin) soyundandırlar. Nitekim sizlere daha önce de çocuklarımın onun (Ali’nin) soyundan olduğunu anlattım.

O halde hepiniz şöyle deyiniz: Biz işittik, itaat ettik, razı olduk, teslim olduk, rabbin ve kendi nezdinden imamımız, Müminlerin Emiri Ali’nin ve onun sulbünden dünyaya gelecek olan imamların imameti hususunda bizlere ulaştırdığın şeylere boyun eğdik. Bu konuda kalplerimizle, canlarımızla, dillerimizle ve ellerimizle sana biat etmekteyiz. Bu inanç üzere hayatta kalacağız ve onunla öleceğiz. (Kıyamet günü de) Onunla haşr olacağız. Asla değişmeyeceğiz, değiştirmeyeceğiz, şek etmeyeceğiz ve inkarda bulunmayacağız. Kalbimizle şüpheye düşmeyeceğiz, bu sözden dönmeyeceğiz ve ahdimizi bozmayacağız.

Sen bizlere ilahi öğütlerde bulundun. Müminlerin Emiri Ali (a.s) ve ondan sonra senin neslinden ve onun çocukları olduğunu söylediğin imamlar, Hasan, Hüseyin ve Allah’ın o ikisinden sonra tayin ettiği kimseler hakkında öğüt verdin. O halde onlar için bizden söz ve ahit alındı. Kalplerimizden canlarımızdan, dillerimizden, içimizden ve ellerimizden söz alındı. Her kim yapabilirse eliyle biat eder. Her kim de yapamazsa diliyle ikrar eder. Asla onu değiştirme peşinde değiliz. Allah bu konuda nefislerimizde değişme görmeyecektir.

Biz bu konuyu çocuklarımızdan ve akrabalarımızdan uzak ve yakın herkese ulaştıracağız. Allah’ı bu konuda şahit tutuyoruz. Allah şahadet hususunda kifayet eder ve sen de bu itirafımıza şahit bulunmaktasın.

Ey insanlar! Ne diyorsunuz? Allah her sesi işitir ve her gizliliği bilir. O halde kim hidayet bulmuşsa kendi lehinedir ve her kim de sapmışsa kendi zararına sapmıştır. Her kim biat etmişse Allah’a biat etmiştir, Allah’ın eli onların (biat edenlerin) elinin üzerindedir.

Ey insanlar! Allah’a biat ediniz, bana biat ediniz, Müminlerin Emiri Ali’ye (a.s) Hasan’a Hüseyin’e ve dünya ve ahirette onlardan olan imamlara soylarında baki kalan imamet makamı hasebiyle biat ediniz. Allah vefasız kimseleri (biatini bozanları) helak edecektir. Vefalı olanları ise rahmetine mazhar kılacaktır. Her kim biatinden dönerse kendi zararına dönmüştür. Her kim de Allah’a söz verdiği şeyler hususunda vefalı olursa Allah ona büyük bir ecir inayet buyuracaktır.

Ey insanlar! Sizlere bu dediğimizi söyleyin ve tekrar edin. Ali’yi Müminlerin Emiri olarak selamlayın ve şöyle deyin:

سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

“İşittik, itaat ettik; Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş sanadır.”[24]

Hakeza şöyle deyiniz:

الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَـذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللّهُ

“Bizi buna hidayet eden Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet etmeseydi, biz hidayeti bulamazdık.”[25]

Ey insanlar! Kur’an’ın nazil buyurmuş olduğu Ali b. Ebi Talib’in faziletleri Allah nezdinde, tümü bir oturumda sayılabilecek miktardan çok daha fazladır. O halde her kim onları size haber verir ve onları tanıtırsa, siz de kendisini tasdik edin.

Ey insanlar! Her kim Allah’a, Peygamber’ine, Ali’ye ve bu zikrettiğim imamlara itaat ederse büyük bir kurtuluşa ulaşmış olacaktır.

Ey insanlar! Ona biat etmek, velayetini kabul etmek ve onu Müminlerin Emiri olarak selamlamak hususunda öne geçen kimseler, kurtuluşa erenlerdir ve onlar nimet bahçelerinde olacaklardır.

Ey insanlar! Allah’ın sizden razı olacağı bir söz söyleyiniz. Eğer sizler ve yeryüzünde bulunan herkes tümüyle kafir olsa, yine de Allah’a hiçbir zarar gelip çatmaz.

Allah’ım! Eda ettiğim ve emrettiğim şeyler hatırına müminleri bağışla ve inkar eden kafirlere gazap et. Hamd ve şükür alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

 

Kaynakça

Gadir Hadisinin Şia Nezdindeki Senetleri

Müslümanlar arasında hiç bir hadis, Gadir hadisi ve olayı miktarınca raviye sahip değildir. Bu olayın senetleri tevatür derecesindedir ve fevkalade çoktur.

Onlarca cilt kitap sadece Gadi-r hadisinin senetlerini beyan hususunda yazılmıştır. Bu hutbe ve önemli olay İslam tarihinde yüz yirmi bin duygu ve görgü şahidi vardır. Her birisi de Gadir hadisinin dikkate değer bir bölümünü nakletmişlerdir. Varolan baskıya ve zamanındaki yöneticilerin tehdidine rağmen Gadir hutbesinin önemli kesitlerini nakletmiş İslam tarihinin siyasi ve ilmi şahsiyetleri bir çok fırsatlarda bunu beyan etmiş ve şahit olarak göstermişlerdir.

Burada Gadir Hadisi’ni veya Gadir gününün önemli olayının ve Gadir hadisi’nin önemli bölümlerini rivayet eden Ehli Sünnet ve Şia kitaplarından bazsını zikretmek istiyoruz:

1- el-İhticac, Tabersi, c. 1, s. 66

2- Sırat’ul Mustakim, Şeyh Ali bin Yunus Beyazi, c. 1, s. 301

3- el-Aded’ul Kaviyye, Şeyh Ali bin Yusuf Hilli, s. 169

4- et-Tahsin, Seyyid bin Tavus s. 454

5- Abekat’ul Envar, Mir Hamid Hüseyin Hindi, Gadir cildi,

6- Avalim’ul Ulum, Şeyh Abdullah Behrani, c. 15, s. 307

7- Revzet’ul Vaizin, İbni Fettal Nişaburi, c, 1, s. 89

8- Allame Emini’nin yazmış olduğu el-Gadir adlı değerli kitapta birinci ciltte 12 ile 151. ve 294 ila 322. sayfalarda Gadir hadisi için Şii ve Sünni bir çok kitapların adını nakletmiş ve incelemiştir.

Gadir Hadisinin Ehli Sünnet Kitaplarındaki Senetleri

1- Tarihi Hatibi Bağdadi, c. 8, s. 290

2- ed-Durr’ul Mansur, Suyuti, c. 2, s. 259

3- el-Bidaye ve’n Nihaye, İbn-i Kesir Dimeşki, c. 5, s. 214 ve s. 209

4- Usd’ul Gabe, İbni Esir, c. 3, s. 307 ve c. 5, s. 205

5- Şemsuddin Cezeri, Esn’el Metalib s. 4

6- Yenabi’ul Mevedde, Kunduzi Hanefi, s. 40

7- el-Mearif, İbni Kuteybe Dinveri, s. 291

8- Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 4, s. 281

9- Sünen-i İbni Mace, c. 1, s. 28 ve 29

10- Hesais’ul Nesai, s. 16

11- Menakib-u Harezmi, s. 130

12- Tarih-u Hulefa, Suyuti s. 114

13- Tefsir-i Tabersi, c. 3, s. 428

14- Fusus’ul Muhimme, İbni Sebbaği Maliki, s. 25

15- Tefsir-u Fahr’ur Razi, c. 3, s. 636

16- Kenz’ul Ummal, s. 6, s. 398

17- Mecme’uz Zevaid, Hafız Haysemi, c. 9, s. 106

18- el-İsabe, İbni Hacer, c. 1, s. 372

19- Nevadir’ul Usul, Tirmizi

 

Ayetullah Cevadi Amuli



[1] Ebu Hamid, Muhammed b. Muhammed b. Ahmed, Hüccet’ül-İslam lakabına sahip olup Gazali diye meşhurdur. Büyük Şafii fakihlerinden biri olup, H. K. 450 yılında Tus şehrine bazlı Gezale’de dünyaya gelmiş ve o orada H. K. 505 veya 507 yılında vefat etmiştir. H. K. 484 yılında Nizamiye medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir. Gazali’nin kendi dalında bir ilk olan bir çok kitapları vardır. Bunlardan en meşhuru ise ahlak ilminde yazmış olduğu İhya’ul-Ulum ve de Şafii fıkhında yazmış olduğu el-Veciz kitabıdır. (Reyhanet’ul-Edeb, c. 4, s. 237) İhya-i Ulum’id-Din kitabı ise Şeyh Ebu Hamid Muhammed Gazali’nin, (H. 450 yılında doğmuş ve H. 505 veya 507 yılında vefat etmiştir) yazmış olduğu İslami ah-laki kitabıdır. Bu kitap, ahlak ilminde yazılmış olan en geniş eserlerden biridir. Ga-zali’den sonra yazılmış olan ahlak kitapları, bu kitaptan, büyük ölçüde etkilenmiştir ve İhya-i Ulum kitabı, defalarca basılmıştır. (Reyhanet’ul-Edeb, Muhammed Al-i Hıyabani, c. 4, s. 238)

[2] Maide suresi, 67. ayet

[3] Maide suresi, 55. ayet

[4] Nur suresi, 15. ayet

[5] Tevbe suresi, 61. ayet

[6] Maide suresi, 67. ayet

[7] Yasin suresi, 12. ayet

[8] Zümer suresi, 56. ayet

[9] Kaf suresi, 29. ayet

[10] Maide suresi, 3. ayet

[11] Al-i İmran suresi, 85. ayet

[12] Asr suresi, 1-2. ayetler

[13] Nisa suresi, 47. ayet

[14] Mürselat suresi, 16-19. ayetler

[15] Hamd suresi, sonuna kadar

[16] Mücadele suresi, 22. ayet

[17] En’am suresi, 82. ayet

[18] A’raf suresi, 38. ayet

[19] Mülk suresi, 8-11. ayetler

[20] Fetih suresi, 10. ayet

[21] Bakara suresi, 158. ayet

[22] Zuhruf suresi, 28. ayet

[23] Hac suresi, 1. ayet

[24] Bakara suresi, 285. ayet

[25] A’raf suresi, 43. ayet



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved