• Tarih: 2010 Nisan 16

Kur’an’ın Zahir, Batın ve Tevili Hakkında


           


Zahir ve Batın

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin zahiri ve batınî anlamları hususunda Sünni ve Şii kitaplar yoluyla elimize ulaşan bir çok rivayetler Kur’an’ın zahiri ve batıni kavramları kapsadığı ilkesinin aşikâr ve inkâr edilmez bir ilke olduğunu ortaya koymaktadır. Elbette geçmiş âlimler bu konuda belli bir ölçüt ve çözüm yolu göstermiş değildir. Onlar sadece zahir ve batın hadislerini nakletmekle yetinmişlerdir. Ama son dönem âlimleri, özellikle de Allame Tabatabai (r.a) özellikle bu konuyu bir yere kadar incelemiş ve bu husustaki bir çok sorulara cevap vermeye çalışmıştır. Biz de bu yazımızda konuyu incelerken buna yer yer işaret edeceğiz.

 

Zahir ve Batın Hadisler

A- Fuzeyl b. Yesar İmam Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Kur’an’da yer alan her ayetin zahiri ve batıni vardır.”[1]

B- Ayyaşi tefsirinde Cabir’den naklen İmam Cafer-ı Sadık’tan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Kur’an’ın zahir ve batını vardır. Ey Cabir! Hiçbir şey Kur’an tefsiri kadar insanların aklına uzak ve yabancı değildir.”[2]

C- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Kur’an’ın zahir ve batını vardır. Belli bir haddi ve kapsamı vardır.”

D- Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Kur’an’ın zahiri güzel ve batını derindir.”[3]

E- İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ın zahiri, hakkında nazil olduğu kimseler içindir. Batını ise amel edenler içindir.”[4]

F- İbn-i Abbas şöyle demiştir: “Kur’an bir çok boyutu olan esnek bir kitaptır. Onu en güzel boyutuna yükleyiniz.”

 

Masumlar (a.s) Açısından Zahiri ve Batıni Anlamlar

1- İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ın zahiri tenzili, batını ise tevilidir.”[5]

2- Ebi Ubeyde, Sadıkeyn’den şöyle nakletmektedir: “Zahiri anlamdan maksat öncekilerin yıkıma uğradıklarını bildiren kıssalardır. Kur’an’ın batını ise Kur’an ayetlerinden alınan ibretlerdir.

3- Ayyaşi İmam Bakır’dan (a.s) şöyle nakletmektedir: “Eğer Kur’an ayeti sadece bir topluluk hakkında inmiş olsaydı, o topluluk ortadan kalkınca ayet manasını da yitirmiş olurdu. Böylece de Kur’an’dan geriye bir şey kalmazdı. Ama gökler ve yer baki kaldıkça Kur’an baştan sona cereyan etmektedir. Her grup için okudukları bir ayet vardır. Onlar ayetin maksadı ve hedefi konumundadır. İster hayır olsun, ister şer.”[6]

Şeyh Tusi et-Tıbyan’ın önsözünde zahir ve batın anlamı hakkında dört görüş beyan etmektedir. Bu görüşlerden biri de Ebu Ubeyde’nin belirttiği görüştür. Diğer üç görüş ise şunlardır:

1- İbn-i Mes’ud şöyle demiştir: “Her ayet ile mutlaka bir topluluk amel etmiştir. Şimdi ve gelecekte de bir topluluk onunla amel edecektir.”

2- Taberi şöyle diyor: “Kur’an ayetlerinin zahiri elfaz ve kavramlardır. Ayetlerinin batını ise tevilleridir.”

3- Hasan-ı Basri’den şöyle nakledilmiştir: “Kur’an’ın batınını arar ve zahiriyle değerlendirecek olursan, Kur’an ayetlerinin anlamlarını da elde etmiş olursun.”

Hasan-ı Basri’nin maksadı şudur ki Kur’an’ın kavram ve sözcükleri rahat bir şekilde anlaşılmaktadır. Ama Kur’an’ın batıni anlamlarını bilmek için araştırma, teftiş ve derinliğine bakmaya yönelmek gerekir.”[7]

Bütün bu rivayetler bir tek nükteye işaret etmektedir. O da şudur ki nüzul sebebi bir yana, Kur’an’ın batıni anlamını, nüzul zamanının şartlarına sahip olan gelecek nesiller hakkında da cari kılmak mümkündür. Zerkeşi, Burhan adlı kitabında ve Siyuti ise el-İtkan adlı kitapta bu rivayetleri nakletmişlerdir ve bu konuda yeni bir görüş belirtmemişlerdir.

 

Neden Kur’an Zahir ve Batın Diye İki Şekilde Konuşmuştur?

Allame Tabatabai bu konuda şöyle diyor:

“1- Akıllar madde âleminden daha geniş olan maneviyatı derk etme noktasında farklılık arz etmektedir ve farklı mertebelere sahiptir. Yani insanın maddiyata fikri olarak bağlılığı ne kadar az olursa, maneviyatı derk etmesi de o kadar fazla olur. İnsanın maddiyata bağlılığı ne kadar fazla olursa, Kur’an’ın batınını ve marifetlerini derk etmek de o kadar zor olur.

2- Farklı anlayış derecelerinden her birinin bilgilerini, bir alt dereceye yüklemek mümkün değildir. Zira ters sonuç verir. Özelikle de düzeyleri, madde ve cisimden üstün olan maneviyatı, perdesiz ve kabuksuz bir şekilde halkın geneline sunduğumuz takdirde hedefle çelişmiş oluruz. Velhasıl tabiat ve madde ötesi sırları, madde âlemine perde ötesinde söylemek gerekir.

3- Zihinler maneviyatı derk hususunda farklılık içindedirler. Yüce marifetleri ilka etmek, tehlike arz etmektedir. Dolayısıyla öğretim düzeyi halkın genelinin anlayabileceği bir düzeyde olması gerekir. Bu durumda iyi sonuç verir, yüce manevi marifetler halkın genelinin anladığı sade bir dille söz konusu edilmelidir. Lafızların zahiri his edilir türden konular ifade etmelidir. Maneviyat, zahir perdesi arkasında yer almalıdır ve bu perde gerisinde farklı anlayışlara uygun bir şekilde kendini göstermeli, herkes kendi anlayışı miktarınca ondan istifade etmelidir.”[8]

 

Zahir ve Batın Özelliği

Allame Tabatabai zahir ve batın hakkında ise şu inanca sahiptir: “Birinci özellik zahir ve batının göreli oluşudur. Bu da “şüphesiz Kur’an’ın bir batını, batının da bir batını vardır. Aynı şekilde bir zahiri ve zahirinin de bir zahiri vardır” rivayetinden anlaşılmaktadır. Zira her zahir, kendinin üstünde olan zahirine oranla batındır. Kendinden sonrakine oranla da zahirdir. Yani insan Kur’an üzerinde derince bir düşününce, daha derin marifetler elde etmektedir.

İkinci özellik de şudur ki Allah hem zahir ve hem de batın anlamlarını kastetmiştir. Bunlardan bir anlamı bilmek, insana bir üstündeki anlamı bilmek hususunda da yardımcı olmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’in zahir ve batınının her ikisi de kelamdan irade edilmiştir. Ama her iki anlam da birbirinin boylamında yer almaktadırlar; enleminde değil. Ne lafzın zahir iradesi, batın iradesini reddetmektedir ve ne de batın iradesi, zahiri iradeye engel teşkil etmektedir.”[9]

Bazılarının inancına göre ise Kur’an’ın batıni anlamından maksat zahiri anlamın enleminde irade edilen kavramlardır. Öyle ki ayetlerin zahirinde bunlara hiçbir delalette bulunulmamıştır. Örneğin eğer bir kimse, “Hani önünüze çıkan denizi yararak sizi (boğulmaktan) kurtarmış ve gözleriniz önünde Firavun ailesini boğmuştuk”[10] ayetinden maksat, “Allah’ın İsrail oğullarına ilim denizini yarması ve onları ilmi sorunlara gömülmekten kurtarmasıdır” derse bu tür bir batıni anlamı hiçbir delil olmaksızın Kur’an ayetleri hakkında kabul etmek mümkün değildir. Bu tür tevillere girerek Allah’ın denizi yarma mucizesini inkar etmek doğru değildir. Zira deniz kavramı başka kavramlara izafe edilmekçe, ilim anlamını ifade etmek için takdir edilmemiştir. Bahr’ul Ulum Bahr’ul maarif gibi.”[11]

Sözün zahiri için her zaman belli bir ölçü vardır. Bu da lügat ve harekelendirmedir. Ama eğer sözün batıni anlamını, zahirinin delalet etmediği bir şey olarak kabul edecek olursak o zaman karışıklık vücuda gelir. Doğru ve yanlış birbirinden ayırt edilmez hale gelir. Zira batın için bir ölçümüz yoktur ve herkes kendi maksadını Kur’an ayetlerine isnat edebilir. Bu da dinde büyük bir fesada yol açardı.”[12]

Burada Kur’an’ın batından neyi kastettiğini belirten iki görüş vardır. [13]

Birincisi şudur ki ayetlerin batınından maksat ayetlerin derin ve çok boyutlu anlamlarıdır. Bu da Kur’anî lafızlar üzerinde düşünmekle aşikar olmaktadır. Bu anlamlardan hiç biri diğeriyle çelişmemektedir ve bir arada düşünülebilir.

İkinci görüş de şudur ki ayetlerin batınından maksat, İmamlar’dan (a.s) nakledilen bazı rivayetlerde beyan edilmiştir.

Nitekim Hemran b. A’yun’un İmam Bakır’dan naklettiği bir rivayette bu yer almıştır: “Kur’an’ın zahiri hakkında inen kimseler içindir, batını ise ilk grup gibi amel eden kimseler içindir.”[14]

 

Ayetlerin Batınını Elde Etme Ölçüsü

İslam bilginleri Kur’an ayetlerinin batıni anlamlarını derketmek için tevile dayanma hususunda bir takım kaide ve ölçüler karar kılmıştır ki bu metotlar vasıtasıyla ayetlerden güvenilir batıni kavramlar çıkarılabilsin. Bu kaidelerin başlıcaları şunlardır:

1- Batıni anlamların, zahir anlamla çok yakın bir münasebeti olmalıdır. Bu münasebet lafzi olsun veya anlamsal bir münasebet olsun fark etmez.

2- Ayetin has ve genel anlamını elde etmek amacıyla ayetin nüzul hususundaki detaylarından ayrılmasının telkininde gerekli dikkatin gösterilmesi. [15]

Bu iki ölçüyü göz önünde bulundurmakla bazı tefsir kitaplarında yer alan kimi tevillerin doğru olmadığını anlamaktayız. Zira bunlar lafızlara bakmaksızın kendi zevkler doğrultusunda Kur’an’ı tefsir etmeye kalkışmışlardır. İnşallah sözün devamında bu konuda bir takım nükteleri zikretmeye çalışacağız.

 

Bir Ayette Batıni Anlamlardan Bir Örnek

Allame Tabatabai “Allah’a ibadet edin ve ona hiç bir şeyi ortak koşmayın.” Ayeti hususunda ayetin zahiri ve batıni anlamları hususunda şöyle diyor: “Bu sözün zahiri normalde putlara tapmak ile ilgilidir. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Pislik olan putlardan sakının” ama iyice bir düşünüldüğü takdirde anlaşıldığı üzere putlara tapmak sadece Allah’tan gayrisi karşısında boyun eğmek, anlamına gelmektedir ve dolayısıyla da kendisine ibadet edilmeyen putun da belli bir özelliği vardır ve nitekim Allah-u Teala şeytana itaati ona ibadet saymış ve şöyle buyurmuştur: “Ey Ademoğulları! Sizden şeytana ibadet etmeyin diye söz almadık mı?”

Başka bir yorumla da açıklığa kavuştuğu üzere kendisi ve diğerleri karşısında itaat ve boyun eğmenin bir farkı yoktur. Nitekim nefsin isteklerine itaat edilmemesi gerektiği gibi Allah karşısında başkasına da itaat edilmemelidir. Nitekim Allah-u Teala, “heva ve hevesini ilah edineni görmedin mi?”[16] diye buyurmaktadır.”

Daha ince bir araştırma sonucunda anlaşıldığı üzere Allah’tan gayrisine asla fazla ilgi gösterilmemeli ve Allah’tan gaflet edilmemelidir. Zira Allah’tan gayrisine teveccüh etmek, onu bağımsız saymak ve karşısında küçülmek demektir.”[17]

Bu esas üzere:

1- İnsan Allah’ın izni olmaksızın hiç kimseye teveccüh etmemelidir. Bu yüzden tapmaktan sakınmak sadece putlara özgü değildir.

2- Nefsanî isteklere tapmak da yasaklanmış bulunmaktadır.

3- Allah’tan gaflet etmemek ve başkasına yönelmemek gerekir. [18]

 

Ayet Anlamlarının Batıl Tevilinden Bir Örnek

Ali b. İbrahim Kummi tefsir kitabında “Allah sivrisineği ve daha üstününü bile misal olarak vermekten hayâ etmez” ayetinin tefsirinde, İmam Cafer-ı Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayete dayanarak şöyle demektedir: “Allah bu örneği Hz. Ali (a.s) için zikretmiştir. Dolayısıyla “beuze” (sivrisinek) Hz. Ali’dir. “Ma fevkeha” ifadesi ise Hz. Muhammed’i (s.a.a) kastetmektedir.” Daha sonra da şöyle diyor: “Zira “İman edenler bunun Rablerinden gerçek bir örnek olduğunu bilirler.” İfadesinden maksat Müminlerin Emiri’dir. Nitekim Peygamber de insanlardan ona itaat etmesini istemiştir.”[19]

Veya bazı sufi alimler de “Rabbimiz, bizden öncekilere (günahları sebebiyle) yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme” ayetinin anlamı hakkında şöyle demişlerdir: “Allah’ım! Bizim üzerimize dayanamayacağımız hubb ve aşkı yükleme.”[20]

 

Tatbik ve uyarlama

Allame Tabatabai’nin, Kur’an’ın zahir ve batın konusunu ele alırken dile getirdiği tatbik konusunda şu nükteye işaret etmek gerekir ki Kur’an ayetleri nüzul sebebine özgü değildir. Bu ayetler nazil olduğu şahısların şartlarını taşıyan herkese tatbik etmektedir. Bu aslında İmam Bakır’dan nakledilen şu hadise işarettir: “Eğer Kur’an sadece bir topluluk hakkında inmiş olsaydı, o topluluğun ortadan kalkmasıyla ayetler de anlamını kaybederdi ve dolayısıyla Kur’an’dan geriye bir şey kalmazdı. Ama gökler ve yer baki kaldıkça Kur’an’ın ilki sonuna cereyan etmektedir. Her topluluk için okudukları bir ayet vardır. Onlar ayetten kastedilendir. İster hayır olsun, ister şer.”[21]

Şimdi bu nükte ışığında söyleyebiliriz ki bazı rivayetler kınayıcı ve korkutucu ayetleri Ehl-i Beyt düşmanlarına ve bazı rivayetler de övücü ve müjdeleyici ayetleri Ehl-i Beyt’e uyarlamaktadır. Bu esas üzere tatbik; batının ilk anlamının kemali ve Kur’an batınlarının harici tecessümüdür ve batının bütünleme aşaması sayılmaktadır. [22]

 

Tevil Hakkında Bir Söz

Tevil geri dönme anlamına gelen “evl” kökünden türemiştir. Burada maksat ise ayetin kendisine döndüğü şey demektir. Örtülü söz anlamına gelen tevilin karşısında ise, açık bir anlam ifade eden ve ayetin kelime anlamı olan tenzil yer almaktadır.

Rivayetlerde Kur’an tevili ayetlerin gerçek hedefleri olan dış hakikat anlamında yer almıştır. Allame Tabatabai, tevilin anlamı hakkında şöyle demektedir: “Her şeyin tevili, o şeyden kaynaklandığı hakikatidir ve o kaynak bunun gerçekleştiricisi, taşıyıcısı ve nişanesi mesabesindedir.[23]

 

Hak ve Batılın Tevili

Bu söylediğimiz şeyler esasınca Kur’an ayetlerinin gerçek tevili ilahi ilim ve vahiyden kaynaklanan hakikatler dizisidir. Batıl tevil ise sapıkların insanları hak yoldan saptırmak için Kur’an’ın doğru anlamlarının aksine ortaya attıkları şeydir. Onlar, Kur’an ayetlerini şeytani istekleri esasınca kendi saptırıcı maksatlarına yüklemektedirler. Kur’an tevillerinin lafzi boyutlarla irtibatı, normal kanunların ve kaidelerin tersine lafzi delaletlerle ilgili olduğu için Kur’an’ın gerçek maksatlarıyla tümüyle örtüşmektedir. Bu yüzden akli değerlendirme ölçütüyle doğru olan tevili, batıl olan tevilden ayırt etmek, oldukça zordur. Dolayısıyla ilahi vahye ve Kur’an hakikatleri hakkındaki yakini ilme dayanan nakli değerlendirmeden yardım almak dışında mümkün değildir. [24]

Allah, Al-i İmran suresi 7. Ayette şöyle buyurmaktadır: “Sana kitabı indiren O’dur. Onda kitabın temeli olan muhkem ayetler vardır, diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak ve tevil etmek için müteşabih olanlarına uyarlar. Oysa onların tevilini ancak Allah bilir ve ilimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, (muhkem ve müteşabih) hepsi Rabbimizin katındandır” derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.” Bu ayet esasınca herkes, Kur’an teviline kalkışamaz. Bu işi yapan kimseler, hakikatte Kur’an’ı kendi zevkleri esasınca tevil etmektedirler. Eğer bu iş, insanlar arasında yaygınlaşacak olursa, herkes, kendi zevki esasınca Kur’an’ı yorumlamaya kalkar. Zihninde olan şeyi Kur’an’a yükler ve artık Kur’an’ın zahiri bunun için bir hüccet olmaz. Oysa bu konudaki mevcut ayetler ve rivayetler esasınca Kur’an’ın zahiri herkes için hüccettir. Örneğin Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Belki onlar hatırlayıp kendilerine gelirler diye, biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.” Aynı şekilde bir çok rivayetlerde görüldüğü gibi tertemiz imamlar, bir takım şer’i ayetleri ve diğer Kur’anî ayetleri zahiri şekliyle delil olarak göstermişlerdir. [25]

 

Kimler Kur’an Tevilini Bilmektedir

Al-i İmran suresinin 7. ayeti esasınca tevil ilmi, sadece Allah’a ve ilimde derinleşmiş kimselere aittir. Şimdi soralım: İlimde kökleşmiş ve derinleşmiş bu kimseler kimlerdir. Bir çok rivayetler şu konuyu beyan etmektedir ki ilimde kökleşmiş olanlar, şüphesiz masumlardır (a.s).

Şimdi de bu hadislerden birkaç örneğine işaret edelim:

1- Ebi Basir şöyle diyor: “Ebu Cafer (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlimde derinleşmiş olanlar bizleriz ve biz, onun tevilini biliriz.”

2- Ebu Abdillah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz baştan sona kitabı bilen kimse, sürekli olarak bizden çıkacaktır.”[26]

3- Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Beni kaybetmeden önce soracağınızı sorun. Allah’a and olsun ki Kur’an’da inen her ayetin kimin hakkında indiğini, nerede indiğini, düz de mi yoksa dağda mı indiğini daha iyi bilirim. Allah bana düşünen bir kalp ve konu- şan bir dil bağışlamıştır.”

Rivayetlerden de anlaşıldığı üzere sadece Ehl-i Beyt imamları, Kur’an tevilini hakkıyla bilmektedirler. Onlar ilimde derinleşmiş olanların reel örneğidir ve biz Kur’an’ın batıni anlamını sadece vahiy veya Ehl-i Beyt’in kılavuzluklarıyla öğrenebiliriz.

 

Konunun Özeti

Kur’an ayetleri üzerinde bizi düşünmeye davet eden ayetler ışığında açıkça anlaşıldığı üzere, Kur’an ayetleri üzerinde derinleşerek Kur’an’ın kutsal lafızlar perdesinin gerisinde olan nurani ve derin anlamları keşfetmek mümkündür. Bunu Kur’an’ın zahir ve batını olduğunu bildiren Ehl-i Beyt’ten menkul rivayetler de teyit etmektedir.

Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Kur’an’ın zahir ve batını olduğunu ve insanları hidayete erdirdiğini bildirmektedir. Müfessirlerin her birisi Kur’an’ın zahir ve batını hakkında kendine ait bir tanımlama yapmıştır. Onlardan çoğu, Kur’an’ın batıni anlamlarını elde etmek için bir takım batıl tevillere başvurmuşlardır ve Kur’an’ın zahiriyle amel etmeyi terk etmişlerdir. Onların söylediklerinin Kur’an’ın zahiriyle bir ilgisi yoktur. Bazı müfessirler, bu işlerini teyit etmek için Ehl-i Beyt imamlarından (a.s) bir takım rivayetler nakletmektedirler. Bu rivayetleri bizzat İmamlar (a.s) inkar etmektedirler. İkinci olarak söz konusu rivayetler senet ve metin açısından güvenilir değildir. Hatta onların bir çoğunun fesat nedeni olduğu aşikardır. (sivrisinek örneğinde olduğu gibi)

 

Sonuç

Biz, Kur’an’ın zahir ve batın tartışmasından şu sonuca varmış bulunmaktayız ki Kur’an’ın batıni anlamı ne olursa olsun, zahirin nişanesi olarak mülahaza edilmelidir. Eğer konu hakkında ilahi sözde işaret veya kinaye yoluyla dahi olsa bir işaret olmadığı takdirde falan konunun Allah’ın kelamının batıni anlamından biri olduğunu söylemek nasıl mümkün olabilir? Kur’an’ı anlama hususunda kendi zevkine göre seçtiği tevillere başvuran kimseler, sadece kendi görüşlerini Kur’an’a yüklemiş olan kimselerdir. Biz ise Kur’an ayetlerinin tevilini sadece masumların (a.s) bildiğini kabul etmekteyiz. Bu konuda onlardan bize gelen her şey bizim için bir hüccettir.

 

Kaynaklar

1- Behrani, Seyyid Haşim, el-Burhan fi Tefsir’il Kur’an, 2. Baskı, Kum, Dar’ul Kutub’il İlmiyye, H. K. 1334

2- Huyi, Seyyid Ebu’l- Kasım, el-Beyan fi Tefsir’il- Kur’an, 3. Baskı, Beyrut, Müessese-i Edali-i Metbuat, M. 1974

3- Zehebi, Muhammed Hüseyin, et- Tefsir ve’l- Mufessirun (Tarihsiz ders cüzvesinden istifade ile)

4- Rüstemi, Al-i Ekber, Asib Şinasi ve Revan Şinasi-i Tefsir-i Masumin (a.s), 1. Baskı, Tahran, İntişarat-i Kitab-i Mübin, H. Ş. 1380

5- Tabatabai, Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefsir’il Kur’an, Seyyid Muhammed Bakır Musevi’nin Tercümesi, 1. Baskı, Tahran, Bünyad-i Allame Tabatabai, Neşr-i Reca’nın yardımıyla, H. Ş. 1376

6- Tabatabai, Muhammed Hüseyin, Kur’an der İslam, 1. Baskı, Meşhed, İntişarat-i Tulu-i Bita

7- Tusi, Muhammed Hasan, et-Tıbyan fi Tefsir’il Kur’an, 1. Baskı, Beyrut, Dar’ul İhya’it- Turas’il Arabi

8- Hamid Zencani, Abbas Ali, Mebani ve Revişha-i Tefsir-i Kur’an, 1. Baskı, Tahran, İntişarat-i Vezaret-ı Ferheng ve İrşad-ı İslami, H. Ş. 1366

9- Ayyaşi, Muhammed Mes’ud, Tefsir-i Ayyaşi, 1. Baskı, Beyrut, Müesseset’ul a’la lil Metbuat, M. 1391

10- Meclisi, Muhammed Bakır, Bihar’ul Envar, 2. Baskı, Beyrut, Dar-u İhya’it Turas’ilArabi, c. 89, 1383.

11- İslami İrşad ve kültür bakanlığı, Mecelle-i İlmi-i Tahkikat-i İslami, 1. Baskı, İslami İrşad ve kültür bakanlığı yayınları, H. Ş. 1375

 

Doktor Adil Nadir Ali



[1] Muhammed Bakır Meclisi, Bihar’ul Envar, c. 9, s. 97

[2] Muhammed b. Mes’ud, Tefsir-i Ayyaşi, c. 1, s. 23

[3] Ali (a.s), Nehc’ül Belağa, 18. hutbe

[4] Muhammed b. Mes’ud, Tefsir-i Ayyaşi, c. 1, s. 13

[5] A. g. e. c. 1, s. 2

[6] A. g. e.

[7] Muhammed b. Hasan Tusi, et-Tıbyan, c. 1, s. 13

[8] Muhammed Hüseyin Tabatabai, Şia der İslam, s. 37

[9] Ali Ekber Rüstemi, Asibşinasi ve Revişşinasi-i Tefsir-i Masuman, s. 156- 157

[10] Bakara suresi, 50. ayet

[11] Mecelle-i İlmi Tervici-i Tahkikat-i İslami, 11. yıl, 1- 2. sayılar, s. 228

[12] A. g. e. s. 131

[13] A. g. e. s. 132

[14] Muhammed b. Mes’ud, Tefsir-i Ayyaşi, c. 1, s. 22

[15] Ali Ekber Rüstemi, Asib Şinasi ve Revan Şinasi-i Tefsir-i Masuman, s. 171- 172

[16] Casiye suresi, 23. ayet

[17] Muhammed Hüseyin Tabatabai, Kur’an der İslam, s. 27

[18] Ali Ekber Rüstemi, Asib Şinasi ve Revan Şinasi-i Tefsir-i Masuman, s. 156

[19] Ali b. İbrahim, Tefsir-i Kummi, c. 1, s. 48

[20] Abbas Ali Amid Zencani, Mebani ve Revişha-i Tefsir-i Kur’an, s. 150

[21] Muhammed b. Mes’ud Ayyaşi, Tefsir-i Ayyaşi, c. 1, s. 218

[22] Ali Ekber Rüstemi, Asib Şinasi ve Revan Şinasi-i Tefsir-i Masuman, s. 67

[23] Muhammed Hüseyin Tabatabai, Kur’an ve İslam, s. 56

[24] Muhammed Hüseyin Tabatabai, el-Mizan, c. 3, s. 81- 82

[25] Ebu’l- Kasım Huyi, el-Beyan, c. 1, s. 264

[26] Muhammed Bakır Meclisi, Bihar’ul Envar, c. 90, s. 89



  • Sayı(1) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved